TAKİP EDİNİZ

İÇERİK ARAMA

Sünbül Efendi ve Türbesi


Ayasofya Müzesi Müdürü/İstanbul Türbeler Müzesi Müdür v.

Eski(meyen) büyüklerimiz “Şerefu’l-mekân bi’l-mekin”  yani, bir yerin şerefi, oradaki insan(lar)dan gelir, der. Sünbül Efendi, sonsuzluğun kapısı olan türbesinde yatarken tamda bu sözün hakkını veren bir şahsiyettir. Öyle ki içinde bulunmuş olduğu külliyenin esas isim sahibi olan Koca Mustafa Paşa’nın dahi önüne geçmiş, daha çok tanınmış ve bilinmiştir.

Sünbül Efendi veya esas ismi ile Yusuf Sinan Efendi, Merzifon’da doğdu. Sünbül lakabını ona şeyhi verdi. İlk eğitim ve öğrenimini memleketinde gördükten sonra İstanbul’a gelerek medresede yani bugünkü adıyla üniversitede okumaya başladı. Devrin en iyi âlimlerinin öğrencisi oldu. Üniversite öğrenimi sırasında tasavvuf aleyhtarı olarak bilinen Yusuf Sinan Efendi, bir vasıtayla tanıştığı Halvetiye tarikatının Cemaliyye’nin pîri Cemal-i Halvetiye bağlanarak, tasavvuf yoluna girdi.

Olgunluğa eriştikten sonra şeyhi tarafından insanları en doğru yola sevk etme ve uyarma (irşad) amacı vazifesiyle Mısır’a gönderildi. Bir vakit sonra Koca Mustafa Paşa Dergâhı’nda irşad faaliyetlerini sürdürmekte olan Cemâl-i Halvetî Hazretleri hacca gitmek için yola çıkarken, Sünbül Efendi’ye haber göndererek kendisinin de hacca gelmesini bildirdi. Ancak Cemâl-i Halveti Hazretleri yolda vefat edince, Sünbül Sinan bu buluşmayı gerçekleştiremeden şeyhinin vasiyeti gereği hac dönüşünü İstanbul’a yaptı ve şeyhinin kızı Safiye Sultan ile dünya evine girdi (1494).  Şeyhinin vefatı dolayısıyla Koca Mustafa Paşa Dergâh’ının da postnişini oldu. Ömrü boyunca bu vazifesini icra ederken aynı zamanda Cuma günleri dönüşümlü olarak Ayasofya Cami-i Kebir ile Fatih Cami’nde vaaz verdi ve ardından dervişleriyle Halvetî devranı icra etti. Sultan II. Bayezid’ın İstanbul’u İslamlaştırma ve Türkleştirme projesinin önemli nirengi taşlarından biri oldu.

Yavuz Sultan Selim Cami’nin açılış merasiminde vaaz etme görevi kendisine tevdi edildi. Bu kendisinin hem Osmanlı padişahı nezdinde hem de o günkü toplum içinde ne kadar muteber ve makbul bir şahsiyet olduğunun göstergesiydi.  Sünbül Sinan Efendi, Sultan II. Bayezid ve Yavuz Sultan Selim Han dönemleri ile Kanuni Sultan Süleyman dönemin ilk yıllarını gördü. Yavuz Sultan Selim Han tahta çıktıktan sonra, Cem Sultan’ın katledilmesinde (1495) rolü olduğuna inandığı ve kendi saltanatının ilk yıllarında meydana gelen şehzadeler iktidarı kavgasındaki tarafgirliği sebebiyle, Halveti dergâhının önemli mensuplarından Koca Mustafa Paşa’yı idam ettirdi. Sonrasında bu dergâh üzerine başka eylemlere geçtiyse de, Sünbül Sinan Efendi’nin manevi şahsiyeti, yüksek bilgisi ve halk içindeki yaygın şöhreti ile bu badire kısa sürdü. Yavuz Sultan Selim Han bu süreçten sonra, Sünbül Sinan Efendi Hazretlerine hürmet ve hizmette kusur eylemedi.

İstanbul’un maddi ve manevi hayatında önemli izler bırakan ve yaşatan Şeyh Sünbül Yusuf Sinan Efendi, 13 Eylül 1529 tarihinde vefat etti. Cenaze namazı Fatih Cami’nde Şeyhülislam Kemalpaşazade tarafından kıldırıldı ve dergâhın içine yani bugünkü türbesine gömüldü. Türbesi İstanbul’da her zaman en önemli ziyaret merkezlerinden biri oldu ve olmaya devam etmektedir.

Sünbül Efendi’nin vefatının akabinde yerine Musa Muslihiddin (Merkez) Efendi postnişin olmuş, Sünbül Efendi’ye nisbet edilen Sünbüliyye, Merkez Efendi ve diğer halifeleri tarafından yaşatılmış ve yaygınlaştırılmıştır.

Sünbül Efendi bir gönül ustası olmakla beraber aynı zamanda bazı yazılı eserler de kaleme almıştır. Bu eserlerinde daha çok tarikat adabını anlatmış ve tarikatlara yönelik eleştirilere cevaplar vermiştir. Risâletü’t-tahkikiyye, Risâle Der Hakk-ı Zikr ü Devrân, Risâletü etvâri’s-seba, Tarikatname ve  Risâle fi deverâni’s-sufiyye isimli eserler başta tarikatının mensupları olmak üzere birçok kişi tarafından okunmuş ve benimsenmiştir. Öyle ki ilk iki eserini okuyan ve doğruluğunu kabul eden Osmanlı Devleti’nin önemli şeyhülislamlarından Zenbilli Ali Efendi, bu husus hakkında bir fetva dahi vermiştir.

Sünbül Sinan Efendi bazı arifane şiirlerde kaleme aldı. Hatta daha sonraki dönemlerde bunlardan bir kısmının ilahi formunda bestesi dahi yapılıp, tekke ve dergâhlarda ayinler sırasında okunmuştur. Bunlara iki misal vermek gerekirse:

Yine dostdan haber geldi
Gel ey gönül şimden gerû
Yine içdin nefs ağusun
Kan ey gönül şimden gerû

Anmaz mısın öleceğin
Kara sine gireceğin
Başına ne geleceğin
Bil ey gönül şimden gerû

Bunca demdir yedin içdin
İnsâf eyle hadden aşdın
Sünbül eydür yeter uçdun
Kon ey gönül şimden gerû

Bu arifane şiiri Hafız Hacı Nafiz Bey (v:1898) tarafından Mâhûr makâmında bir ilâhi olarak bestelenmiş,

Gel ey sâlik diyem bir söz ki hakdır
İşidir hakkı şol kim hak kulakdır

Hadîs-i Hak durur hak söz hakîkat
Eğerçi söyleyen dildir dudakdır

Şular kim geçmedi cân u cihândan
Ne duydu aşkı ne de duyacakdır

Sorarsan hânkâh-ı aşkı zâhid
Makâm-ı âlîdir ulu ocakdır
Münevver olamaz zühdüyle zâhid
Anın yeri karanlık bir bucakdır
Kalanlar zühd ü takvâda mukarrer
Sefer ehli değildir o durakdır

Hümâ-yı aşkı sayd itmek dilersen
Dil-i vîrâneme gel ki yatakdır

Anın aşkında iken gayre bakma
Ki zîrâ âşıkına ol kıyakdır

Şiâr-ı âşıkı benden sorarsan
Cünûn u âh u vâh u ağlamakdır

Gerekmez âşıka keşf ü kerâmet
Ki âşık olana bunlar tuzakdır

Şerâb-ı aşkı içmiş Sünbülî çûn
Ânı mest eyleyen şol son ayakdır

Arifane şiiri ise İsmail Dede Efendi (v: 1846) tarafından Çenber usûlünde ve Dügâh makâmında bir ilâhî olarak bestelemiştir.

Sünbül Yusuf Sinan Efendi’nin türbesi muhtemelen daha sonra inşa edildi. Türbe bugünkü şeklini ise 1835 tarihinde Sultan II. Mahmud döneminde aldı. Fakat son halini Sultan II. Abdülhamid’in Seraskeri ve Osmanlı-Yunan Savaşı muzaffer komutanı Serasker Rıza Paşa’nın vefatından (v:1920) biraz önce gerçekleştirdiği onarım ve ekleme sonucunda aldı. Asıl türbenin planı, kenarları yaklaşık 2.40 m uzunluğunda sekizgendir. Türbeye güney yönünden girilmekte olup sizleri önce Serasker Rıza Paşa ile kapının hemen girişinin sağında yer alan türbedar Hattat Ömer Efendi’nin mezarıyla mülaki olursunuz. Sol yana döndüğünüzde ise Sünbül Efendi’nin esas türbesinin giriş kapısı ile karşılaşırsınız. Başındaki siyah sarık döneminin manevi kutbu olduğunu ifade eder. Sekizgen asıl türbenin dörtkenarında şadırvan avluya açılan birer pencere vardır. Sünbül Efendi’nin tek başına gömülü olduğu türbeyi örten ahşap kubbe içeriden madeni levhalarla, dışarıdan kurşunla kaplıdır.

İstanbul’un manevi mimarlarından biri olan Sünbül Efendi, Koca Mustafa Paşa semtine şeref veren en önemli şahsiyetlerden biridir. Yazımızı ise Şeyhülislam Kemalpaşazâde'nin, Sünbül Sinân Hazretlerinin vefatı akabinde kaleme aldığı dört kıtalık şiirinin son kıtasını buraya naklederek bitiriyoruz.

Yer ile gökte kamû ins ü melek
Cem’ olub kıldı namâzın bî te'ab
Hâtif-ı gaybî dedî târîhini
Nûr ola Sünbül Sinān’ın kabri hep

(Sene 936/1529)