TAKİP EDİNİZ

İÇERİK ARAMA

Mesih Ali Paşa Mahallesi


Mahallenin Önemli Eserleri-Hasan SUVER

Kuzeyi Ordu Caddesi, batısı Koska ve Laleli Caddeleri, güneyi Hayriye Tüccari Caddesi ve batısı Gazi Mustafa Kemal Caddesi ile çevrili alandır.

Adını ünlü Mesih Ali Paşa’dan almıştır. Paleologos Hanedanı’na mensup bir Rum olan Mesih Ali Paşa, İstanbul’un fethinden sonra Müslüman olup bu adı almıştır. Bazı kaynaklara göre IX. Konstantinos’un yeğenidir. Ağabeyi Has Murat Paşa ile İstanbul’un fethinde esir düşmüştür. Mesih Paşa ile birlikte Fatih Sultan’ın hizmetine girmiş, sarayda iyi bir eğitim almışlar ve kendilerini kısa zamanda ispatlamışlardır. Mesih Paşa, Beylerbeyi ve vezirlik görevlerine kadar yükselmiştir. 1480 yılında Rodos seferinde Serdar olarak görevlendirilmiş ancak ada fethedilemeyince görevinden azledilerek Gelibolu Sancakbeyliğine atanmıştır. Akabinde divan vezirliği görevine getirildi. Bu görevde iken II. Çandarlı İbrahim Paşa vefat edince yerine vezir-i azam oldu. Veziriazamlık makamını II. Bayezıt’ın saltanatlığı süresince yürütmüştür. 1501 yılında bir gün Galata’da bulunana barut deposuna yıldırım düşmesi sonucunda çıkan yangının söndürülme çalışmaları esnasında yüksek bir yerden düşerek ağır yaralanmış ve ardından iki gün sonra ölmüştür. Mezarı ağabeyi Has Murat Paşa’nın Aksaray’da yaptırdığı Murat Paşa Cami haziresindedir.

Mesih Ali Paşa Gelibolu’da bir cami, bir kervansaray bir başhane bir bozahane yaptırmıştır. İstanbul’da da kiliseden dönme Bodrum Cami’ni yaptırmıştır(1501). Aynı zamanda şair olan Mesih Ali Paşa sanat ve ilim insanı dostuydu. Ağabeyi Has Murat Paşa ile birlikte Osmanlı Devleti’ne büyük hizmetleri olmuştur.

İşte mahallemiz adını, Mirelaion Manastırı’nın bodrumlu kilisesini onararak camiye (Bodrumlu Cami) çeviren Mesih Ali Paşa’dan almıştır. Sonraki yıllarda Mesih Ali Paşa Cami’nin yanında şu an yerinde olmayan Laleli Hamamı yaptırılmıştır.

Mesih Ali Paşa Mahallesi’nin batısındaki Aksaray, XVIII. yüzyıla kadar, ortasından Bayrampaşa’dan gelip bu günkü Vatan Caddesi’nin tabanından akarak Yenikapı’dan denize dökülen dereye Likos Deresi denirdi. Bizans Dönemi’nde Aksaray Meydanı’na Bovis (öküz) Formu (meydanı) denirdi. Sultan Fatih’in Veziriazamı İshak Paşa, Konya seferinde Karaman’ı Osmanlı topraklarına katınca Konya’nın Aksaray’ından İstanbul’a Müslüman Türk nüfusunu iskân ettirmişti. Bovis Formuna Aksaraylılar yerleşince meydanın adı değişerek Aksaray oldu.

Mahallenin Önemli Eserleri

Bodrum (Mesih Ali Paşa) Cami

Azimkar Sokak’tadır.İlk hali Mirelaion (kokulu yağ, misk) Manastırının kilisesi olup VII. Konstantinos Porfirogennetos’un taht ortağı Romanos Lekapenos (920-944) tarafından yaptırılmıştır. Bu manastır, kendini Hristiyan dinine adayan Romanos’un kendi özel sarayının dönüştürülmesiyle oluşturulmuştur. Bu dini mekân aynı zamanda Romanos’un aile mezarlığıydı.

Daha sonra Bizans İmparatoru I. Isaakios Kommenos tahtından feragat edip 1059’da keşiş olarak bir manastıra çekilince karısı ve kızı da bu manastıra rahibe olarak yerleştiler.

Manastır ve kilise Latin işgalinde yangın geçirdikten sonra fethe kadar harabe halde kalmıştı. Fetihten sonra Mesih Ali Paşa tarafından ihya edilerek 1501’de camiye dönüştürüldü. Caminin altında büyük su sarnıcının bulunmasından dolayı halk dilinde adı Bodrum Cami olmuştur.

1816 yılında Arpaemini Salih Ağa tarafından caminin yanına bir çeşme bir de şadırvan yaptırılmıştır. Cami ünlü Aksaray yangınlarından etkilenmiş ve uzun yıllar metruk halde kalmıştır. Bu esnada kömür deposu ve evsizlere barınak hizmetinde kullanılmıştır. 1950’lerde başarısız bir restorasyon denemesi geçirmiş, 1986’da ise bir hayır derneği tarafından ihya edilerek cami, üzüntü veren halinden kurtarılmıştır. Bu gün Mirelaion Manastırından geriye herhangi bir şey kalmamıştır.

Bodrum Cami Sarnıcı

Bodrum Cami’nin yanında olup Roma Dönemi’ne ait eski bir su sarnıcıdır. Zamanla içi çöp ve hafriyatla doldurulan sarnıç 1992 yılında çöken tonozlar ile çatlayan sütunları onarılarak içi temizlenmiştir. Halen bir çarşı halindedir.


Mahallenin Önemli Cadde ve Sokakları


Hayriye Tüccarı Caddesi

Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde mali gücü yüksek bazı tüccarlar ekonomik sıkıntı içindeki devlete borç para verirlerdi. Bundan dolayı bunlara “Hayriye Tüccarları” denilirdi. Bu tür davranışlarda bulunan tüccarlardan birinin bu cadde üzerinde bir binada yaşamış olmasından dolayı caddeye bu isim verilmiştir. Hayriye tüccarları genelde Kapalı Çarşıda iş yerleri olup, Kadıköy gibi önemli semtlerde ikamet ederlerdi.

Şair Haşmet Sokak

Şair Haşmet İstanbul’da doğdu. 1768’de Rodos’ta öldü. Hicivleriyle ünlü divan şairiydi. Hicivleri yüzünden Rodos’a ve Bursa’ya sürüldü. Sürgünde İstanbul’a hasret zamanlar yaşadı. Nüktedan bir şairdi. Asıl adı Mehmet’tir. Kazasker Abbas Efendi’nin oğludur.

Sürgündeyken İstanbul’un pek çok özelliklerini şiirlerine konu edinmiştir.


Sait Efendi Sokak

Sait Efendi, Fransa’ya gönderilen ilk Osmanlı elçisinin (28.Mehmet Efendi’nin) oğludur. Babasının yolundan giden Sait Efendi de 1750’li yıllarda Fransa’ya elçi olarak gönderilmiştir. Orada kaldığı yıllar matbaanın kitap basımındaki kolaylığını görmüş ve yakın arkadaşı ünlü İbrahim Müteferrika ile birlikte matbaayı Türkiye’ye getirmişlerdi. Sait Efendi 1761 yılında Maraş’ta ölmüştür.


Aksaray Caddesi

Menderes döneminden önce Beyazıt Meydanından Aksaray’a inen ana yoldu. O zamanlar Beyazıt-Aksaray arası sık binalar ve dar yollardan oluşuyordu. Aksaray Caddesi bu güzergâhta önemli bir yoldu. Çünkü Aksaray Meydanı, Likos Deresinin Yenikapı’da denize döküldüğü yerde, bir limana sahipti. Meydan şehrin Yedikule kara kapısından gelen ana yolu, denize, Topkapı’ya ve Beyazıt Meydanından Divan Yoluyla Ayasofya Meydanına bağlıyordu. Aksaray bu haliyle önemli bir ticaret merkeziydi. Aynı zamanda Likos Deresinin suladığı Aksaray vadisi kuzey-güney yönünde bahçe ve bostanlık alandı.

Fatih’in en alçak alanı olması dolayısıyla da yağmurlu zamanlarda bütün yamaçlardan akan sular bu vadi tabanında su baskınlarına neden oluyordu.

17.yüzyılda yangınlarından önce muteber bir semt haline gelen Aksaray’da saray tarzı binalar vardı. Nüfus yapısı olarak da Müslüman Türk ve Hristiyan cemaatlerin bir arada yaşadığı yerdi. Yeniçerilerin kışlası ve Et Meydanı da Aksaray’a yakındı. Yeniçeriler, Aksaray’ı daima hareketli kılan unsurlardan biri idiler. Yolsuzluk ve fuhuş gibi ahlaksız olaylara onlar sebep oluyordu.

Aksaray’dan Cerrahpaşa Caddesi’ne çıkan yolun başında revakıyla ünü Aksaray karakolu vardı. 1938’de yapılan Aksaray Parkı yeşillikleri arasında bir eğlence merkezine dönüşmüştü. Langa Meyhanesi ve ünlü Yeşil Tulumba Kahvesi buradaki eğlence hayatının önemli merkezleriydi.

İstanbul’da ulaşım atlı tramvaya geçince Aksaray bir tramvay merkezini(depo ve ahır olarak) de bünyesine katmış oldu.

Menderes döneminde (1956-57) bu günkü Vatan, Millet ve Ordu Caddeleri açılarak pek çok tarihi eserle birlikte Aksaray Meydanı da yıktırılmıştır. Eski konaklar, bahçeli evler yok edilerek hantal apartmanlar inşa edilmiştir.