TAKİP EDİNİZ

İÇERİK ARAMA

Demirtaş Mahallesi


Kuzeydoğusu Kıble ile Kantarcı Caddeleri, güneydoğusu Prof. Dr Cemil Birsel Caddesi, güneybatısı Fetva Yokuşu Caddesi ve Kuzeybatısı Kuyulu, Kâtip Şemsettin, Hoca Gıyasettin ve Bodrum Sokaklarıyla çevrilmiş alandır.

Mahalle I. Konstantinopol’un sınırları içinde olup, o dönem 12 yönetim bölgesine ayrılan şehrin VII. bölgesinin kuzeybatısını teşkil ediyordu. Haliç’e yakın bir bölgede olduğundan deniz ulaşımı ve ticaretinin etki alanındaydı. Güney kısmından Büyük Numerium, Teodisius ve Tauri Formları ile ünlü Mese (orta) Yolu, bugünkü Divanyolu Caddesi geçiyordu. Topoğrafik olarak Süleymaniye Mahallesi’nden Haliç’e doğru hafif bir eğimle uzanan mahallede Bizans döneminde kamu, dini ve sivil yapılarla şekillenmişti. Küçükpazar’a komşu olarak Haliç’e doğru uzanan mahallemiz Osmanlı döneminde de önemli ticaret merkezlerinden biriydi.

Mahallenin Adı

Fetihten sonra İslamlaşma ve Türkleşme faaliyetlerinin ardından yeni bir şekle ve kültüre evrilen mahalle, ismini de 1476 yılında burada Hacı Timurtaş tarafından yaptırılan mescitten almıştır.

Mahallenin Önemli Eserleri

Timurtaş Mescidi

Mescit Fatih döneminde yaşamış Hacı Timurtaş Ağa tarafından yaptırılmıştır. Daha sonra mescit minberini de Mahzenci Hacı Ahmet Ağa yaptırmıştır. Deprem yangın gibi çeşitli doğal ve çevresel etkilerin sonucunda cami yıpranmış ve bundan dolayı zaman zaman bakım onarım görmüştür. 1938-64 yılları arasında ibadet edilemez hale gelmiştir. Bu haline razı olmayan semtin hayırseverleri, bakım onarımını yaptırarak camiyi, 1965’te yeniden ibadete açılmışlardır. 1990 yılında ise büyük onarımla cami tamamen yenilenmiştir. Tuvaleti, şadırvanı ve meşrutası olan caminin minaresinin şerefesi yoktur.

Hoca Hamza Cami

Mescit, fetihten sonra Hoca Hamza tarafından 1469 yılında inşa ettirilmiştir. Daha sonra 18. yüzyılın başlarında da Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından minber ilave ettirilerek camiye dönüştürülmüştür. Erkek ve kadınların aynı anda ibadet etmelerine uygun bir şekilde yaptırılan caminin solundaki ahşap merdivenlerden kadınlar mahfiline çıkılır. Kepenekçi Sokak’taki cami pek çok kere bakım onarım görmüş olup halen ibadete açıktır.

Kepenekçi Sinan Cami

Kepenekçi Hoca Sinan Efendi tarafından 1535 yılında yaptırılmıştır. 1968 yılına kadar zaman zaman tamir görmüş, 1968’de ise genel bir bakım onarımdan geçmiştir. En son 1994 yılında onarımı yapılan cami Kepenekçi Sabunhane Sokağı’ndadır. Banisi Kepenekçi Sinan’ın mezarı, Edirnekapı dışında bulunan Emir Buhari Camisi’nin haziresindedir. Camiye yakın bir yerde bulunan Kepenekçi Medresesi’nin haziresinde ise mezarı yok olmaktan kurtulan bir kısım akrabalarının kabirleri bulunmaktadır.

Softa Hatip Cami (Bodrum Mescidi/Saatçi Yokuşu Cami)

Saatçi Sadi Yokuşu’nun başındadır. Fatih dönemi ulamalarından Hayrettin Efendi tarafından yaptırılmıştır. Altında bulunan bodrumdan dolayı Bodrum Mescidi olarak da anılır. Ayrıca Saatçi Sadi Yokuşu Sokağı ile Bodrum Sokağı’nın kesiştiği yerde bulunmasından dolayı Saatçi Yokuşu Cami adını da almıştır. Yapılış tarihini bilemediğimiz camimiz deprem yangın ve kullanıma bağlı sebeplerden dolayı zamanla harap hale gelmiştir. 1964 ve 1982 yıllarında onarım gören cami halen ibadete açıktır. Camiye adını veren bodrum kısmı 1961 yılında odunluk olarak kullanılmıştır.

Kâtip Şemsettin Cami

Kâtip Şemsettin Sokağı’ndadır. Cami II. Bayezid döneminde (1481-1512) ahşap bir bina olarak o zamanın Serkatibi (Başkâtip) Kâtip (Kasım) Şemsettin tarafından yaptırılmıştır. Vakfiyesine göre caminin yapılış tarihinin, vakfiye tarihinden (1500) sonra olduğu düşünülmektedir. Uzun yıllar yıkık halde olan minaresi, 1982’de hayırseverler tarafından yeniden yaptırılarak ibadete açılmıştır. Ancak aslına uygun olmadığı düşünülen minaresi tekrar yenilenmiştir. Haziresinde banisi Kâtip Şemsettin, Baymak Halil Ağa ve birkaç kabir bulunmaktadır.

Mimar Sinan Türbesi ve Sebili

Medeniyet öz ve şekil olarak ikiye ayrılır. Eğer bir Osmanlı medeniyetinden bahsedilebilinirse bunun şekil kısmının büyük bir bölümünü Mimar Sinan’a (1489-1588) borçluyuz. Medarı iftiharımız olan bu büyük dehanın türbesi, Fetva Yokuşu Sokağı ile Mimar Sinan Caddesi’nin kesiştiği köşedeki evinin arsasının içindedir. Türbe Mimar Sinan’ın eseridir (1588). Türbenin hemen yanında yaptırmış olduğu mektep ve evi yıktırılarak ortadan kaldırılmıştır. Mimar Sinan’ın mezarı ile birlikte içinde üç ayrı mezar daha bulunan türbenin uç kısmında bir de sebil vardır. Bu mezarlardan birisi, ünlü mimarımızın ikinci karısı olan Gülruh Hatun’a, türbenin sağındaki ise torunu Derviş Çelebi’ye ait olduğu rivayet edilir. 3. mezar ise Mimar Sinan hayranı olan Neo-Klasik mimarlarımızdan Mimar Ali Talat Bey’e aittir. 19 Ekim 1922’de vefat eden bu zat, yakın çevresi tarafından buraya defnedilmiştir. Mimar Sinan Türbesi’nin penceresinin üzerinde Şair Hattat Sa’i Çelebi’nin sulüs tarzında yazdığı kitabesinde Mimar Sinan için;

“Geçti cihandan bu dem de pirü Mimaran Sinan

Ruhi için Fatiha ihsan etsin pir-ü civan”

mısrasıyla da ebcet hesabına göre Büyük Sinan’ın ölüm tarihini düşürmüştür. Türbe ve sebilin tamamı 1922 yılında yenilenmiştir. Türk tarihini Araştırma Kurumu üyeleri 1935 yılında Mimar Sinan’ın kabrini kazarak kafatasını incelemek maksadıyla alıp götürmüşler. Bir daha da kafatasının yerine konmadığı anlaşılmıştır. Şu an o büyük dehamızın kafatası gövdesinden ayrı bir yerdedir. İstanbul Vakıflar Baş Mimarı Vasfi Egeli 1938 yılında türbeyi yeniden restore ettirmiştir.

İstanbul Müftülüğü

Fetva Yokuşu’ndadır. Eski adı “Ağa Kapısı” idi. Ağa Kapısı, Osmanlı Devleti’nin kudretli ordusu Yeniçerilerin başındaki komutanın ve bu orduyu yöneten kurumun binası idi. Ağa, o günkü ordunun başında bulunan en üst düzeydeki komutandı. Binanın ilk yapılış tarihi bilinmemekle birlikte 16. yüzyılın ilk yarısından öce yapıldığı tahmin edilmektedir. Yapıldığında duvarlarla çevrili bir alanın içinde köşk, selamlık, haremlik, çeşitli hizmet daireleri ve Yeniçeri ordusunun ihtiyaçlarını gidermeye yönelik çeşitli atölyelerin olduğu bir külliye gibi idi. Ahşap yoğun malzemeden yapılmış olan yapı 1660, 1750, 1771 ve 1782 yıllarından meydana gelen yangınlardan zarar gördüğünden, her yangın sonrası yeniden inşa edilmiştir. 1826’da Vak’a-i Hayriye olayı ile II. Mahmut tarafından Yeniçeri Ocağı kaldırılınca bu bina da Meşihata (Şeyhülislamlık makamına) tahsis edilmiştir. Yeniçeri nefretinden dolayı II. Mahmut tarafından adı “Bab-ı Meşihat-Fetvahane” olarak değiştirilmiştir. “Meşihat Dairesi”, 1826’da binasının yanmasından dolayı 1827’de bu tahsisli yere taşınmıştır. 3 Mart 1924’te Şeyhülislamlık Kurumu kaldırılınca bina İstanbul Müftülüğüne geçmiş ve o günden beri bu amaçla kullanılmaktadır.

İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Botanik Enstitüsü

Almanya’da Hitler döneminde başlayan Yahudi düşmanlığı sonucunda ülkeyi terk eden Yahudi bilim adamlarından bir kısmı da Türkiye’ye gelmişti. Onlardan iki botanikçi olan Prof. Dr. Alfred Hailbronn ve Leo Brauner İstanbul’a geldiler. O zamanlar Nebahat ve Hayvanat Enstitüleri adı altında Zeynep Hanım Konağı’nda (1942 yılında yanan konağın yerinde bu günkü İ.Ü. Edebiyat Fakültesi binası yapılmıştır) faaliyet gösteren İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji bölümüne yeni bir bina yapma ihtiyacı doğdu. Bunun üzerine İstanbul Müftülük binasının bahçesinde, bir yangın sonucu kül olan İstanbul Kız Sultanisi Okulu’nun arsasında böyle bir yapının yapılmasına karar verildi. Temeli 3 Mart 1935’te atılan bina 1937’de hizmete açıldı. 1935 yılında da Botanik Bahçesi Enstitü ile birlikte hizmete açıldı. Botanik bahçesinin ihyasına ilişkin Prof. Dr. Alfred Heilbronn ve Leo Branner’in yaptıkları başarılı çalışmalardan ötürü 2003 yılında botanik bahçesinin adı “İstanbul Üniversitesi, Alfred Heilbronn Botanik Bahçesi” olarak değiştirildi.

Mahallenin Önemli Cadde Ve Sokakları

Kıble Çeşme Caddesi

Vaktiyle Küçükpazar’da yapılan bir çeşme kıble yönünde olduğu için Kıble Çeşmesi adıyla anılmaya başlandı. Bu çeşmeyi gören cadde de bundan dolayı aynı isimle anılır olmuştur.

Kepenekçi Sokağı

Kepenek, çobanların omuzlarına aldığı kolsuz kalın keçeden yapılan ve soğuktan korunmak için giyilen bir giysidir. Muhtemelen bu tür giysilerin bir imalat yeri bu sokakta bulunuyordu. Ya da bu soyadı taşıyan birinin burada bir hayır kurumu yaptırmasından dolayı kendi ismine atfen sokak bu isimle anılmıştır.


Hayriye Hanım Sokağı

Sokak ismini Hayriye Hanım ya da Udi Hayriye Hanım olarak bilinen ve Cumhuriyetin ilk yıllarında Anadolu Musiki Cemiyetinin iyi bir ud sanatçısı olan Hayriye Hanım’dan almıştır. Musiki hocalığı yapmış ve ünlü ses sanatçımız Müzeyyen Senar’ın yetişmesinde büyük katkıları olan sanatçımızın adı bu sokağa verilmekle bir vefa borcu ödenmek istenmiştir.