TAKİP EDİNİZ

İÇERİK ARAMA

Tarih Tekrar Ediyor


Gazzali ve Bâtıniye

1058 yılında İran’ın Horasan bölgesi Tus (bugünkü Meşhed) şehrinde doğan Ebu Hamid El-Gazzali çocuk denecek yaşta babasını kaybedince, babasının sufi arkadaşı tarafından sahiplenilir ve Cürcan’a İslami ilimleri öğrenmeye gönderilir. Beş yıllık medrese tahsili gördükten sonra bir kervan eşliğinde memleketine dönerken, soyguncuların baskınına maruz kalır. Kervandaki hemen her şeye el koyan soyguncular Gazzali’in elindeki ders notlarını da alır. Gazzali bu notlarının eşkıyaların her hangi bir işine yaramayacağını ama kendisi için beş yıllık bir emek olduğunu düşünerek soyguncuların eşkıya başına ricasını arz eder. Ancak oralı olmayan eşkıya başı Gazzali’ye “Âlimliğin şu kâğıtlarla birlikte bana mı geçti” diye bir müddet alaya aldıktan sonra notlarını geri verir. Bu olaydan çok utanan Gazzali, Tus’a döndükten sonra üç yıl kendini bu notları ezberlemeye verir ve bu musibet O’nun genç yaşta medrese ilimlerini özümsemesinde çok etkili olur. Güçlü bir zekâya sahip olan Gazzali, böylece bilgeliğini genç yaşta sağlam bir temele dayandırır. Daha sonra dönemin ünlü âlimi Eş’ari ekolünün üstadı Harameyn Ebu’l Meali el-Caveyni (ölümü 1084)’den felsefe ve kelam dersleri,  yine dönemin büyük sufisi Kuşeyri’nin öğrencilerinden Ebu Ali Farmedi’den de tasavvuf dersleri alır.

Gazzali 28 yaşına vardığında ünü yayılmaya başlamış ve bu sırada Onu Büyük Selçuklu Devleti’nin ünlü veziri Nizamülmülk sarayına danışman olarak almıştır. Nizamülmülk düşünce ve eylemleriyle İslam Birliğine zarar veren sapık mezheplere karşı İslam’ın saf ve temiz dinini korumak için Nizamiye Medreselerini kurmuştu. Bununla da yetinmeyen büyük devlet adamı ayrıca Gazzali’den o günkü fitnenin başı Hasan Sabbah’ın (ölümü 1124) yönetiminde olan ve pek çok siyasi cinayetler işleyen Bâtınilerin (Haşhaşilerin) dünya görüşünü, düşünce planında durdurmak için ilmi çalışmalar yapmasını istemiştir.

Bâtınilik

Bâtınilere göre Kuran’ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerin bir zahir (açık) bir de bâtıni (gizli) anlamı vardır. Bu anlamı zaman ve yere göre teke indirmek Peygamberden sonra O’nun vekili olan “İmam”a kalmıştır. İmam Allah tarafından gönderilmiş masum ve kutlu bir kişidir. İnsanlar Allah’ın yüce muradını her ay O’nunla birlikte olan bu günahsız zattan öğrenebilirler. Bu zatın söylediği her söz Allah’ın murat ettiği şeydir.

Bu şahsın Bâtıni inancındaki adı İmamdır. Örgüte giren öğrencilere, İmamın (Örn Hasan Sabbah) Allah’la her an beraber olduğuna ve onun görevinin, aldığı talimatları inananlara aktarmak olduğuna inandırıldı. İmamlar halka Dai denilen bağlıları tarafından açılırlar, propagandalarını yaptırırlardı. Dai’ler imam ne derse onu yapmakla mükelleftirler. Dolayısıyla bu inanca göre Dai’lerin yaptıkları ve söyledikleri Allah’ın İmam’a verdiği talimattan farklı bir şey değildir.  Dai’lerle birlikte Bâtıniliğe hizmet eden ikinci grup “Fedailer” idi. Fedailer de örgütün önünde engel teşkil eden kişileri ortadan kaldırırlardı.  Zamanla uluslararası bir terör örgütüne dönen Haşhaşilerin belini Moğol Hükümdarı Hulagü Han kırmıştır. İşte Nizamülmülk Gazzali’den masum insanları kandırıp onları suç makinesine dönüştüren bu sapık inanç sistemini hem dini, hem de akli metotlarla çürütmek istemiştir. Nitekim Gazzali bu konuda ilmi çalışmalarını tamamlar ve Fedaih’ul Bâtıniye adlı eserini yazar.

Ancak onun bu çalışması geç kalmıştır. Bâtıniler (Haşhaşiler) 1092’de Nizamülmülk’ü 1093’te de Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah’ı öldürürler. Olaylar Gazzali’yi derinden etkiler ve Sultan Melikşah’ın yerine geçen Sultan Berkyaruk’tan Hacca gitmek için izin alıp, saraydan ayrılır.

Tarih tekerrür ediyor. Bâtınilikten mülhem dini yorumlar hala İslam dünyasını rahatsız etmektedir. Allah (cc) ile (hâşâ) görüşen Hasan Sabbah yerine Peygamber Efendimiz (as) ile görüşen “Kâinat İmam” ortaya çıkmıştır. O gün bir Gazzali vardı bu görüşü çürütmüş, fakat bu gün Fetö’yü, Gazzali gibi esaslı bir şekilde ilmen ve fikren eleştiren bir eser henüz çıkmamıştır.