TAKİP EDİNİZ

İÇERİK ARAMA

Böbreklerimizin Sağlığını Korumak İçin 10 Altın Kural


Doç. Dr. Savaş Öztürk Böbrek Hastalıkları Uzmanı Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Nefroloji Kliniği Eğitim Sorumlusu Hastane Yöneticisi ve Başhekimi

Böbreklerin temel görevi vücutta oluşan artık maddeler ile fazla su ve tuzun atılmasıdır. Bununla birlikte sağlığımız için hayati önemi olan protein ve diğer maddelerin idrarla atılmasını engeller. Sağlıklı bir yaşam için vazgeçilmez olan bazı hormon ve vitaminlerin üretim ve metabolizma yeri de yine böbreklerdir.

Böbrek hastalıkları tüm dünyada ve ülkemizde görülme sıklığı giderek artan önemli bir sağlık sorunudur. Ülkemizde her 6 kişiden birinde değişik seviyelerde kronik böbrek hastalığı mevcuttur. Öte yandan her yıl yaklaşık 10.000 yeni hasta böbrek nakli oluyor veya diyaliz tedavisine başlıyor. Böbrek hastalıkları erken dönemde yaşam kalitesini olumsuz etkilerken daha ileri evrelerde ciddi yakınmalara ve ölüme neden olmaktadır. Bununla aynı oranda artan sağlık harcamaları tüm ülkeler gibi bizim ülkemiz için de önemli bir ekonomik yük oluşturmaktadır. Son yıllarda gerek medya faaliyetleri gerekse kişilerin internet ağı aracılıyla bilgiye erişiminin kolaylaşmasıyla böbrek hastalıkları ile ilgili farkındalığın artması dikkat çekmektedir. Toplumda diyaliz tedavileri zahmetli ve korkutucu algılansa da bireyler çoğu zaman böbrek sağlığı için gerekli özeni göstermeyip böbreklerini ihmal ederler. Toplumumuzun önemli bir kesimini tehdit eden bu yaygın sağlık problemiyle mücadelede hasta-hekim işbirliği ile alınacak bazı basit önlemler böbrek sağlığının idamesinde önemli faydalar sağlayabilmektedir.

  1. Sıvı alımını artırılmalı

Vücudumuzun %60’ı sudan oluşmaktadır ve sıvı eksikliği ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getirmektedir. Ayrıca insan organizması vücutta oluşan zehirli atıkların uzaklaştırılmasını su ile sağlamaktadır. Bunlar genel ve böbrek sağlığı için suyu vazgeçilmez kılmaktadır. Bu nedenle ihtiyaçtan az sıvı tüketmek böbrek hastalığı gelişimine neden olabilmektedir. Özellikle böbrek taşı varlığında veya polikistik böbrek hastalığı, tubulointertisyel böbrek hastalıkları dediğimiz hastalığı olanlarda çok su içmenin faydaları bilinmektedir. Ancak bu hastalıklar dışında çok su içmenin böbreklere herhangi bir faydası olduğuna dair yeterince tıbbi kanıt yoktur. Bu yüzden ihtiyacımız olduğu kadar suyu, susamayı beklemeden, günlük olarak düzenli tüketmeliyiz. Günlük sıvı ihtiyacı vücut yapısı, cinsiyet, mevsim şartları ve ter bezi aktivitesine bağlı olarak kişiden kişiye farklılık gösterir. Ancak kabaca kış aylarında günde 1,5-2 litre, yaz aylarında 2-2,5 litre civarında sıvı tüketimi, ihtiyacı karşılayabilir. İdeal olarak vücudun sıvı ihtiyacının yarısından fazlasını doğrudan sudan temin etmeliyiz geri kalan sıvı ihtiyacımızı su dışındaki içeceklerden ve yiyeceklerden de sağlayabiliriz. Yoğun şeker içeren içeceklerin su yerine geçmediği bilinmelidir. Özellikle yaşlı insanların susama hissi azaldığından su ihtiyaçlarını karşılayamazlar ve böbrek hastalıkları ortaya çıkar. Böyle bireylerin günlük ihtiyaçları olan suya ulaşmaları ailenin diğer fertleri tarafından sağlanmalıdır. İhtiyaçtan fazla su içmenin faydalı olmadığı gibi bazen önemli sağlık sorunlarına sebep olabildiği unutulmamalıdır. Halk arasında ‘su zehirlenmesi’ olarak bilinen ve aşırı su içmeye bağlı kan sodyum düzeyinin düşmesiyle oluşan durum bazen geri dönüşümsüz beyin hasarına neden olabilmektedir.

  1. Tuz tüketimini kısıtlamak

Vücudun su ve tuz dengesini ayarlamak böbreklerin görevidir.  Sağlıklı böbrekler başlangıçta fazla tuzla baş edebilirler ancak zamanla fazla tüketilen tuz böbrek sağlığını bozar. Fazla tuz tüketimi hipertansiyon, damar hastalıkları ve böbrek taşına sebep olur. Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz alımının 5-6 gram ile sınırlandırılmasını önermektedir. Ancak Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği’nin ülkemizde yaptığı toplum taramasında günlük tuz tüketiminin önerilen miktarın 3 katı olduğunu göstermiştir. Tuzun çoğunluğu yemek hazırlanırken konmakta, masadaki tuzlukla alınan tuz günlük tuz alımımızın çok az bir kısmını içermektedir. Bu nedenle masalardaki tuzu kaldırmanın etkisi sınırlıdır. Bunun dışında yapım ve hazırlanması sırasında çok tuz kullanılan turşu, salça, peynir, zeytin, ketçap, sucuk, hazır çorba ve kraker gibi işlenmiş gıdalar konusunda tüketicilerin bilinçli olması gerekmektedir. Çevremizde önceleri çok şekerli çay içerken daha sonra şekersiz çaya alışan pek çok birey görebiliriz. Aynı gayret tuz azaltılmasında da gösterilirse damak tadımız buna zamanla uyum sağlayacaktır. Yemeklerde baharat, limon ve sirke kullanmak tuza olan özlemi azalabilir. Yapay tuzlarda çoğunlukla sodyum tuzu yerine potasyum tuzu vardır. Özellikle böbrek yetmezliği hastalarında potasyum tuzlarının hayatı tehdit eden sorunlara neden olabileceği unutulmamalıdır.

  1. İlaçlarımızı bilinçli kullanmak

Başta ağrı kesiciler olmak üzere birçok ilacın geçici veya kalıcı böbrek hasarı yaptığı bilinmektedir. Diyaliz ünitelerinde sadece uzun süreli ağrı kesici kullandığı için böbreklerini kaybeden ve diyaliz uygulanan hastalara rastlamak mümkündür. Özellikle ülkemizde olduğu gibi doktora başvurmadan ilaç kullanımının fazla olduğu ve ağrı kesicilerin reçetesiz satılabildiği yerlerde ilaçlara bağlı böbrek hasarı önemli bir sağlık problemidir. Özellikle yaşlı, diyabetik, kalp-damar hastalığı olan hastalar ağrı kesiciler konusunda dikkatli olmalıdır. Arada sırada kullandıkları bir ilaç ya da bitkisel olduğu için zarar vermeyeceğini düşündükleri bir karışım aslında böbrek hastalığının sebebi olabilir. Hastalar doktora her başvurmalarında kullandıkları ilaçların tamamını getirmeliler.

  1. Uzun süreli protein ağırlıklı beslenmeden sakınmak

Diyetle alınan protein bazlı besinlerin vücutta metabolize edilmeleri sonucu açığa çıkan azotlu artık maddelerin atılımı sadece böbrek yoluyla sağlanmaktadır. Bilimsel çalışmalar böbrek hastalarında protein alımının kısıtlanmasının böbrek hastalığının seyrine olumlu katkıları olduğunu desteklemektedir. Fazla ve uzun süreli protein alımı sonucu oluşacak fazla miktarda azotlu toksik maddeler özellikle böbrek hastalığı olan bireylerde böbrek hastalığının seyrini hızlandırabilmektedir. Bundan dolayı son yıllarda fazlaca revaçta olan proteinden zengin-karbohidrattan fakir diyetler konusunda halkımız daha dikkatli olmalıdır. Yüksek oranda protein tüketilmesi idrarda daha fazla kalsiyumun atılmasına, dolayısıyla böbrek taşı oluşumuna da neden olabiliyor. Yatkınlığı olan bireylerde aşırı proteinli diyet ürik asit düzeylerinin artışına neden olabilir. Bu ise gut ve böbrek hastalığı için risk oluşturmaktadır.

  1. İdeal kilo korunmalı

Özellikle son yıllarda obezite (fazla kilolu olmak)’nin böbrek üzerine etkileri birçok bilimsel çalışmaya konu olmuştur. Sonuçlar obezitenin böbrek hastalığı gelişimi için başlı başına kolaylaştırıcı bir faktör olduğunu desteklemektedir. Obezitenin direkt olumsuz etkilerinden ayrı olarak özellikle diyabet ve hipertansiyon hastalarında aşırı kilolar kan şekeri ve kan basıncının kontrolünü güçleştirerek de böbrek hastalığının seyrini kötüleştirmektedir. Dengeli beslenerek ve düzenli spor yaparak ideal kilomuzu korursak hem obezitenin sebep olduğu böbrek hastalıklarından korunabiliriz hem de diyabet ve hipertansiyonun tedavisine katkı sağlayabiliriz. Obezite yalnızca böbrek yetmezliği yapmaz aynı zamanda böbrek taşı oluşumunda da kolaylaştırıcı faktör olarak karşımıza çıkmaktadır.

  1. Diyabet ve hipertansiyon hastaları düzenli hekim kontrolünde olmalı.

Ülkemizde ve dünyada diyalizin en sık sebepleri diyabet ve hipertansiyon olmakla birlikte maalesef her iki hastalığında görülme sıklığı gün geçtikçe artmaktadır. Bu iki hastalığa sahip bireylerin böbrek hastalığı konusunda bilgilendirilmesi, tanı konulduğu dönemden itibaren kan şekeri ve kan basıncı kontrolünün sağlanması sonraki yıllarda böbrek hastalığı gelişme riskini önemli ölçüde azaltabilir. Her iki hastalığa birlikte sahip bireylerin böbrek hastalığı riski çok daha fazladır. Hastaların önemli bir kısmında böbrek hastalığı ileri evrelere ulaşana kadar hiçbir şikâyet gelişmeyebileceği unutulmamalıdır. İdrar çıkışının iyi olması her zaman böbrek hastalığı olmadığına işaret etmez. Bu hastaların, bir şikâyetleri olmasa bile, yılda en azından iki kez basit idrar ve kan tetkikleri ile kontrollerinin yapılması böbrek hastalığının erken saptanmasına olanak sağlar. Erken tedavi ve alınacak önlemler hastalığın seyrine olumlu katkı sağlamaktadır. Günlük pratikte rutin kontrolü yapılmayan birçok hasta ileri evre böbrek hastalığı ile nefroloji polikliniklerine başvurmaktadır.  Bu, yıllarca geciktirilebilecek diyaliz tedavisi ile hastanın erkenden yüzleşmesine neden olmaktadır.

  1. Sigara bırakılmalı: Sigara tüm vücut damarlarında hasara neden olarak ateroskleroz (damar sertliği) gelişimini hızlandırmaktadır. Tek dal sigaradan sonra bile böbrek damarlarında kasılmaya bağlı direnç artışı geliştiği ve böbrek kan akımının azaldığı bilimsel bir veridir. Önemli bir böbrek hastalığı bulgusu olan idrarda protein atılımı, sigara ile birlikte artmaktadır. Sigara hem kalp-damar hastalıkları hem de böbrek hastalığı için kolaylaştırıcı risk faktörüdür. Önleyici tedavi olarak risk grubundaki tüm bireylere sigaranın bırakılmasının bir zorunluluk olduğu hatırlatılmalıdır.
  2. Düzenli spor yapılmalı: Kalp hastalıkları ve böbrek hastalıklarının kolaylaştırıcı faktörlerinin çoğunlukla ortak olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle kalbi korumaya yönelik yapılan düzenli spor ve egzersizler, sağlıklı ve düzgün yaşama önerileri böbrek sağlığı açısından da önemli ve gereklidir. Bununla birlikte düzenli spor ile obezite, diyabet, kan basıncı ve yüksek kolesterol tedavisinde ilave faydalar sağlanacağı için bu böbrek sağlığı açısından çok yönlü olumlu etkiler ortaya çıkarmaktadır.
  3. İlaçlı film çekimleri: Modern tıbbın tanı ve tedavi alanında kullanıma sunduğu bilgisayarlı tomografi ve anjiografi gibi işlemler sırasında damar içine verilen ilaçların (kontrast maddeler) özellikle böbrek hastalığı olan bireylerde ciddi böbrek hasarına neden olabilmektedir. Özellikle böbrek hastalığı riski taşıyan bireylerin damardan kontrast madde verilmesini gerektirecek işlem öncesinde böbrek fonksiyonlarının kontrol edilmesi, mutlak gereklilik yoksa kontrast madde kullanılmaması, gerekli durumlarda koruyucu önlemlerin alınması böbrek hasarı gelişimini etkin şekilde önleyebilir.
  4. Ailevi böbrek hastalığı olan ailelerin bireyleri yakın takip edilmeli. Bazı böbrek hastalıkları ırsi (genetik) geçiş özelliğine sahip olup nesilden nesile aktarılabilmektedir. Özellikle erken yaşta ve birden fazla böbrek hastası bireyin olduğu, yakın akrabalarda böbrek hastası olgularının yoğunlaştığı ailelerde ailevi hastalıklar açısından ileri araştırma uygun olacaktır. Bu aile bireylerinin herhangi bir şikayet ve hastalık bulguları olmasa bile uygun periyotlarla rutin kontrolden geçirilmeleri erken tanı ve gerekli önlemlerin alınması açısından fayda sağlayabilmektedir.