TAKİP EDİNİZ

İÇERİK ARAMA

Silivrikapı Mahallesi


Kuzeyi Silivrikapı Caddesi ile Hekimoğlu Ali Paşa Caddeleri, doğusu Kutlu Sebil Sokak, güneyi Koca Mustafa Paşa ve Ağa Çayırı Caddeleri ve batısı ise Hisaraltı Caddeleriyle çevrili alandır.

İmparator Konstantin’in kurduğu ilk şehrin dışında kalan mahallemiz Konstantinapol’e II. Teodosius’un surlarının yapımıyla (yapım tarihi 408-450) katıldı. Bizans döneminde Silivrikapı’nın adı Porta Pıghı (Pigis) idi. Bizans döneminde şehrin sur kapıları sivil ve resmi kapı diye ikiye ayrılmıştı. Silivrikapı (Porta Pıghı) halkın kullandığı kapıydı. Bu tür kapılar şehrin içindeki ana yolların dış dünya ile bağlantılarını sağlayan kapılardı. Bu geçitler savaş zamanları kapatılırdı.

Bizans döneminde önemli bir Hristiyan semti haline gelen Silivrikapı çevresinde bu gün yeri kesin olarak bilinmeyen ve avlusunda II. Theodosius’un heykeli bulunan Sainte- Anne adında bir kilise vardı. Bazı rivayetlere göre kilisenin yeri bu günkü Hadım İbrahim Paşa Cami’nin bulunduğu yerde idi. Silivrikapı aynı zamanda Balıklı Ayazmasına açıldığından kapının güneyindeki “Autemyus” adlı kulenin doğu yüzüne kondurulan kitabeye Grekçe, “Hayat verici kaynağını Allah’ın muhafaza ettiği mukaddes ayazma kapısı 1433 yılında Mayıs ayında Manuel Bryennios tarafından tamir ettirilmiştir” ibaresi düşürülmüştür. Pek çok önemli olayların yaşandığı yer olan Silivrikapı’ya 927 yılında Bulgar Çarı Simeon gelmiş. O zaman Ruslar, henüz Hristiyan olmamıştı. Çar bu kapıdan ordusuyla şehre girmeye çalışırken Bizanslılarla savaşmış. Ancak şehre girememiştir. Şehre giremeyen Simeon bu meydanda bulunan kiliseyi ve ayazmasını yakıp yıkmıştır. Silivrikapı, 1261 yılında Latin İmparatorluğuna son veren İmparator Mihail Paleologos’un generali Aleseios Stategopulos’un şehre zorla girdiği kapıdır.

1422 yılında II. Murat Konstantinopol’u fethi için kuşatırken çadırını bu kapının karşısındaki Balıklı Ayazması alanında kurmuştur. Ardından Sultan Fatih de kuşatma esnasında şahi toplardan birini bu kapının karşısındaki alanda konuşlandırmıştır. Fetihte de olumsuz anlamda etkilenen kiliseyi Sultan II. Mahmut (1808 – 1839) bir fermanla kiliseyi yaptırarak bugünkü haline kavuşmuştur.

Askeri amaçlı kapılar ise imparatorların, askerilerinin, yerli ve yabancı protokollerin geçişleri için kullanılırdı. Örneğin Yedikule, Mevlanakapı, Topkapı ve Edirnekapı gibi kapılar askeri amaçlara uygun olarak düzenlenmişti.

Fetihten sonra Porta Pıghı’nın adı değişti. Osmanlı döneminde Selivria(Silivri) bölgesinde yetiştirilen tarım ve hayvansal ürünlerin bu (Porta Pıghı’den) kapıdan şehre alındığı için; Selivria(Silivri’ye) giden yola açılan kapı işlevinden dolayı adı Silivrikapı olmuştur. Bizans döneminde şehir hayatının ihtiyaçları için ticari ve yerleşim bakımından yoğun bir şekilde kullanıldığından Mevlanakapı ile Silivrikapı arası (Denteron) önemli merkezlerden biri haline geldi.

Kara surlarının dışında savunma amaçlı kullanılan içi su dolu ünlü hendeğin üzerinden köprüler ile geçirilirdi. Şu an içi toprakla dolu olan bu hendeğin derinliği 7m, genişliği 20m civarındaydı. Suyu yer altı sularından ve kısmen surlara paralel denize akan muhtemelen Çırpıcı Çayırı Deresinin kollarından biri olan dereden karşılanırdı.

Fetihten sonra sürdürülen iskân politikası gereği Sultan Fatih’in görevlendirdiği Topçubaşı Bala Süleyman Ağa tarafından mahalleye Arnavutlar iskân ettirilmiştir. Silivrikapı çevresi ticari emtianın giriş çıkış yeri olduğu için Osmanlı döneminde de burada bir Pazarın olduğu ve bu pazarda Çırpıcı Çayırı civarında üretilen çuha, yazma, kilim ve keçe gibi ürünlerinin satıldığı rivayet edilir. Bu kapıdan şehre giren mallardan vergi alınırdı. Ayrıca Evliya Çelebi’ye göre burada İstanbul’un en lezzetli yoğurdu(Silivri yoğurdu) üretilirdi. Yine Osmanlı ülkesinin muhtelif yerlerinde üretilen barut uzun zaman Silivri kapı ile Yenikapı arasındaki burçların içinde depolanmış ve civarında tütün içilmesi, ateş yakılması yasaklanmıştı.

Yoğun bir şekilde kullanılan Silivrikapıkapı’nın ve çevresinin güvenliğini sağlamak için yeniçerilerin kullandığı ve “kulluk” adı ile bilinen bir de karakolu vardı. Karakol binası bu gün Hadım İbrahim Paşa Caminin karşısında metruk haldedir.

Kapı 1509 depreminde zarar görmüş, ardından Sultan II. Bayezıt tarafından tamir ettirilmiştir.

17.yüzyılda yaşamış gezgin Eremya Çelebi Kömürcüyan Silivri kapı civarı için şunları yazmış: “Yirmi beşinci kapı Silivrikapısı’dır. İç tarafında bir cami, karşısında bir hamam mevcuttur. Kapının dışında Elekçi Dede’nin mezarı bulunmaktadır. Silivrikapı ve Koca Mustafa Paşa semtleri arasında orta halli ve fakir halk oturur. Burada bir mesire yeri olan Ağa çayırı, Silivri kapı surları önünde uzanan dalgalı bir arazidir. Etrafı birer ikişer katlı bahçeli evceğizler çevrilmiştir. Bir köşesinde de “Çayır Tekkesi” yahut “Pazar Tekkesi” adı ile anılan Sünbül Dergâhı ve yanında Ağa Çayırı Mescidi, bir meydan çeşmesi, bir de demir çıngıraklı bir kuyu vardır.”

Silivrikapı’nın karşısında İmparator I. Leon inşa ettirdiği Balıklı Ayazmayı İustinianus Ayasofya’dan kalan malzemelerle bakım onarımını yaptırmıştı. 9.yüzyıla gelindiğinde imparator Makedonyalı Basil, (867-874) Ayazmanın yanına “Pighea” adında saray inşa ettirmiş ve burada süs için balık yetiştirilmeye başlanmıştır. Bundan böyle burası imparatorlar için bir mesire yeri olmuştur.

Evliya Çelebi’ye göre ise öncesinde Panaia adlı bir manastır olan bu mekânın altın havuz anlamında gelen Hrisupi’den çıkan suyun şifası, dilere destan olmuştur.

Kutlama törenleri ünlü olan Uruc-ı İsa Yortusu’na imparatorlar bazen karadan bazen deniz yolu ile gelerek katılırlardı. Balıklı Yortusu, büyük paskalyayı takip eden ilk Cuma günü kutlanırdı. Rumlar akın akın buraya gelir, hatta çoğu kırlarda akşamlardı.

Fetihte, Silivrikapı civarındaki yüksek katlı binalar yıkıldığından bundan sonra buradaki ayinlere duyulan rağbetin ihtişamı azalmıştı. Türklerin de güzel bahçelere sahip olduğu bu bölge, Osmanlı döneminde de sayfiye yeri olma özelliğini sürdürdü.

Ulaşım ve Toplu Taşıma

Mahallemin engebeli arazisi ve dar sokakları vardı. Araba kullanmaya çok uygun olmadığından ulaşım için at, yük taşımak için hamallar kullanılırdı. At arabaları sadece hamama giden kadınlar kullanırdı.

Sanayi devriminde tramvayla tanışan Osmanlı toplumu ile birlikte Silivrikapı da  bu imkândan yararlandı. 1911 yılında Aksaray-Davutpaşa-Silivrikapı-Karaköy-Kasımpaşa-Yenişehir-Feriköy hattına bağlanarak ulaşımda rahatlık sağlandı. Bundan sonra otobüs, omnibüs gibi araçlar devreye girdi. 

Mahallenin Önemli Eseleri

Saruhalı Şeyh Veli Efendi Türbesi

Silivrikapı’nın dışındaki hendeğin ve yolun kenarındadır. Bir diğer mezar IV. Murat’ın Bağdat Seferi sırasında ölen Seyyid Mehmet Haydar Dede’nin kabridir. Bunun solunda ise elek satarak fakirlere yardım eden Elekçi Baba’nın mezarı bulunmaktadır. Elekçi Baba’nın İstanbul’u feth etmeye gelen Eba Eyyub el-Ensari’nin bayraktarı olduğu rivayet edilir.

Hadım İbrahim Paşa Cami

Enderun’a devşirme yöntemiyle gelmiştir. Hadım bir genç olduğundan Akağalar Ocağında eğitime başladı. Başarılı çalışmaları sonucunda 1532’de Anadolu Beylerbeyliği görevine getirildi. Kanuni Nahcivan Seferine çıktığında Pay-ı tahtta kaymakamlık görevi yaptı. Sultan I.Süleyman’ın teklifiyle 1562 yılında kız kardeşi Fatma Sultan’la evlendi. Ancak evlilik hayatı uzun sürmedi. 1563 yılında öldü. Evliya Çelebiye göre Paşa hayâ, edep ve vakar sahibi, cesur bir vezirdi. Türbesi Silivrikapı girişinde 1551 yılında Mimar Sinan’a yaptırdığı caminin bahçesindedir.

Caminin cümle kapısının kitabesinde şu ibare düşülmüştür.

“Asaf-i pâk din İbrahim Ki anındır binayi hayır şiar Hamdi-lillâh tamam olup buldu Camii ile şeref bu râh güzâr Sedi fendi bu cami e tarih Beyt-i Hadi ve mâbed-i ebrâr Sene Hicri 958/miladi 1552

Hadım İbrahim Paşa Camisinin yanında medrese, mektep, hamam, dört büyük konut ve yedi orta büyüklükte ev yaptıracak bir vakıf oluşturdu. Paşanın bu yatırımı semtin gelişmesine büyük katkı sağlamıştır.

1648’de meydana gelen depremde zarar gören cami 1763 yılında tamir edilmiştir. Ancak zamanla yıpranmış bu vesileyle 1934 yılında ve 2007 yılında yeniden bakım onarım görmüştür.

Bu gün külliyeden geriye hemen hemen hiçbir şey kalmamış sadece Hadım İbrahim Paşa’nın türbesi, caminin solundaki hamamın ve mektebin bazı kısımları, sivri kemerli çeşme, cami, şadırvan ve avlu kalmıştır.

Sitti Hatun Cami

Silivrikapı Caddesi üzerinde 16. yüzyılda inşa edilmiştir. Camiyi yaptıran 1525 yılında ölen ünlü alim Zembilli Ali Efendi’nin kızı Sitti Hatun’dur. Sitti Hatun ölünce, babasının Zeyrek’te gömülü olduğu mektep alanındaki mezarın yanına defnedilmiştir. Zamanla metruk hale dönüşen cami, 1952 yılında biraz daha büyütülmek suretiyle aslından farklı olarak yeniden yapılmıştır. Kadınlar mahfili de olan cami iki katlıdır. Avlusunun sol tarafında tek katlı imam meşrutası ev, ortasında şadırvan, şadırvanın önünde musalla taşı, sağ tarafında tuvaletleri bulunmaktadır. Mescit iken minberini Ağazade Mehmet Efendi koydurmuştur. Vaktiyle bahçesinde müderrisliğini Mehmet Efendi’nin yaptığı bir medrese de vardı.

Saliha Sultan Çeşmesi

Silivrikapı Caddesi üzerindedir. Çeşmeyi I.Mahmut’un annesi Valide Sultan 1726 yılında yaptırmıştır. Üç yüzlü zarif bir çeşme idi.

Kitabesinde şöyle yazılmıştır:

“ Hıdîv-i muhterem Sultan-ı âlem dâver-i ekrem

 Hudavend-i muazzam Han Mahmud-ı felek-ünvan

 Hemîse mâder-i ismet-medârı sa’yidüp hayre

Cihan-ı sû-be-sû âb-ı zülâle eyledi reyyan

Bu âb-ı menba’ından şehre icrâ eyleyüp kıldı

 Susuz çok çeşme-sârı hisse-yâb-ı zemzem-i ihsan

 Emirler Tekyesi kurbende bu nev çeşmeyi

 Yapub âl-i Resûlûn eyledi rûhunu şâdan

 İdüp dâim muvaffak mâderin âsâr-ı hayrata

 Şehinşah-ı cihanın sâyesin memdud ide Yezdan

Zebân-ı lüleden güş eyledim târihini Rühi

Suvardı âlem-i kandırdı suya Vâlide Sultan”

Hadım İbrahim Paşa Hamamı

Sitti Hatun Cami ile Hadım İbrahim Paşa Camileri arasında cadde üzerindedir. Çifte hamam tarzında yaptırılmıştır. Bu eser camisi ile birlikte 1551 yılında Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Hamam vaktiyle Evliya Çelebi’ye göre taşçılara adanmıştır. 1763 yılında meydana gelen depremde hasar gören yapının kubbesi yıkılmıştır. Geri kalan kısmı da 1930’lu yıllarda yıktırılmıştır. Bu gün arsasında enkazı bulunmaktadır.

Hadım İbrahim Paşa Sıbyan Mektebi

Caminin avlusunun önünden geçen yolun karşısında yer almaktaydı. 1950 yıllarında yıkılmıştır. Mektebin önünde sokağa adını veren bir kuyu ve onun önünde 1,5 m yüksekliğinde taştan yapılmış bir maslak ve su terazisi vardı.

Arakiyeci Ahmet Çelebi Cami

Arakiye: Dervişlerin giydiği, tiftikten yapılmış ince külaha denir. Bu giysiyi de üretenlere eskiden arakiyeci denirdi.

Arakiyeci Çelebi Ahmet Cami ilk Mektep Sokak ile Alay İmamı Sokağın kesiştiği yerdedir. Cami Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Yapı 1520 ve 1618 yıllarında gördüğü büyük onarımlarla ilk halinden farklı bir şekle bürünmüştür. Halen ibadete açıktır.

Kasım Çelebi Cami

Sultan Fatih döneminde yaşamış olan Kasım Çelebi, Fatih’in devecibaşısı olmak gibi önemli görevi olan biriydi. Bu caminin ilk hali tekke olup vaktiyle Halvet-i Sünbüli tarikatının bu tekkeye şeyhlik verdiği söylenir. Tekke daha sonraları camiye dönüştürülmüştür. Cami halen ibadete açıktır.

Cambaziye Cami

Eski Cami Fırını Sokağı’ndadır. Sultan Fatih’in önemli devlet adamlarından Canbaz Mustafa Ağa tarafından yaptırılmıştır. Fatih dönemi eseridir. Ahşaptan yaptırıldığı için bakımsızlıktan 1953 yılında çökmüştür. Ardından hayırsever mahalleli tarafından yeniden yaptırılmıştır. Banisi Mustafa Ağa 1485 yılında ölmüş mezarı da caminin sağ tarafındaki hazirededir.

Ramazan Efendi (Bezirgânbaşı) Cami

Kuvayi Milliye Caddesi kenarındadır. Bezirgân Hacı Hüsrev Çelebi tarafından 1585 yılında Mimar Sinan’a, Şeyh Ramazan-el Mahfi adına yaptırılmıştır. Kitabesini Mustafa Sai Efendi şöyle yazmıştır.

“Çün tamam oldu sai-dai-Didi tarih. Kabet-ül-uşsak” 17.yüzyılın sonlarına doğru bakım onarımıyla birlikte yanına son cemaat yeri ilave edilmiştir. Şadırvanı avlusu ve tuvaleti vardır. Mabedin sağındaki türbede Ramazan Efendi ve ahfadı (torunları) gömülüdür.

Ramazan Efendi, Halveti’yenin Ramazaniye kol ve tarikatını kurmuştur. Ramazan el Mahfi, âlim, şair ve mazbut bir sofi idi. 1542 yılında Afyon’da doğdu, akli ve nakli ilimlerde tahsilini tamamlayınca devrin meşayıhlarından olan Halvetiye ve Ahmediye Şeyhi Kasım Çelebi’den el almıştır. Ondan sonra da Şeyh Muhammed Muhiddin Kara-Hisari’den seyrü sulukunu tamamlamış ve Onun halifesi olmuştur. Bundan sonra 1586 yılında İstanbul’a gelmiş ve Onu sevenlerden biri Hüsrev Çelebi kendisine bir tekke yaptırmıştır. Rüya tabirleri muteber, güzel ahlaklı, dertlere çare arayıp yardıma koşan, kemalini gizleyen(mahfi) biriydi. 1616 yılında ölünce 76 yaşındaydı ömrünün 32 yılını dergâhta şeyhlik yaparak sürdürmüştür. Ünlü olan beyitlerinden biri şöyledir:

“Mahfi bu günü gözleyip, girdi yola aşk özleyip

Aşıkların cem eyleyip gitsin bu gün hu hu deyu”

  

Mahallemizin Önemli Cadde ve Sokakları

Silivrikapı Caddesi

Adını ünlü Silivrikapı’dan almıştır.

Vidin Caddesi

Vidin 1396 yılında Balkanlarda feth ettiğimiz önemi şehirlerden biri idi. Tuna Nehri kıyısında bulunan şehir ekonomi ve ticaretin merkeziydi. Ayan olarak tayin edilen Pazvantoğlu Şelalesi zamanla derebeyleşerek buraya saray, cami ve kütüphane gibi eserler kazandırmıştır. Bulgar devleti kuruşunca Vidin elimizden çıktı.

Kuvay-i Miliye Caddesi

Sevr dayatmasında karşı kurulan birlik hareketinin adıdır. Kuvay-i Milliye I.Dünya Savaşını kazanan devletlerin bu istilacı arzuları Kuvay-i Miliye ruhuyla İzmir’den denize dökülerek Milletimiz bağımsızlığını korumayı bilmiştir. Bu kutlu mücadele unutulmasın diye bu caddeye adı verilmiştir.

Ağa Çayırı Caddesi

Zamanında dar gelirli insanların oturduğu bu bölgede Fatih dönemi önde gelenlerinden Kasım Çavuş Ağa buraya ahşaptan bir mescit bir de tekke yaptırmıştı. Hatta burada “Saffeti Efendi Dergâhı”nın da bulunduğu rivayet edilir. Bölge Kasım Çavuş Ağa’dan dolayı bu isimle anıldı.

Alay İmamı Sokak

 

Yedi Şehitler Sokak

Konstantinopol’un fethi sırasında civarın muhtelif yerlerinde şehit düşen yedi Nim-el Ceyş (övülmüş askerler) buraya defnedilmişti. Fethe canlarıyla destek veren bu kutlu askerilerin anısına bu sokağa isimleri bilinmediğinden meçhul asker misali isimleri yerine sayıları ve unvanları ad olarak verilmiştir.  

Çevre Tiyatrosu Sokağı

Çevre tiyatrosu Fatih’in eski tiyatrolarındandır. Sokak tiyatronun bir köşesinden geçer. Sokak aynı zamanda Konstantinopol’un İmparator Konstantin’in yaptırdığı kara surlarının Ese kapısından denize ulaştığı güzergâhtadır. Tiyatro sanatının çok revaçta olduğu dönemlerde faal bir kültür merkezi olan çevre Tiyatrosu bu gün faaliyetlerine ara vermiş durumdadır.

Bezirgân Odaları Sokak

Bezirgân, Farsça bir kelime olup saraya mal satan tüccar anlamına gelir. Bu ad altında Fatih’in muhtelif yerlerinde olan bu sokaklar bir şekilde Bezirgânların varlığını çağrıştırmış ve halkın diline yerleşmiştir.

 

HASAN SUVER