TAKİP EDİNİZ

İÇERİK ARAMA

Kendinizi Yorgun Mu Hissediyorsunuz?


Genellikle yorgunluk, genel anlamda kişilerin kendini halsiz, isteksiz ve bitkin hissetmesi halidir. Bu semptomlar (belirtiler) bilimsel olarak ele alındığında 3 farklı tipe ayrıldığını görmekteyiz.

Kronik yorgunluk: Bu tür yorgunluklar genellikle 6 aydan fazla sürmekte ve tedavisi güç bir yorgunluk olarak bilinmektedir. Genel olarak, endokrin, nörolojik ve psikolojik nedenleri bulunmakta olup, yorgunluğun gidişatı (prognoz) ve tedavisi uzun zaman alabilmektedir.

Psikolojik yorgunluk: Bu tür yorgunluklar genel olarak kişilerde çevresel olaylara paralel olarak ortaya çıkmakta ve psikiyatrik destek ile çözülebilmektedir.

Bahar yorgunluğu: Bu tür yorgunluk, bu günkü yazımızın konusunu oluşturmakta ve kısaca mevsimsel olarak, yani bahar mevsiminin gelmesi ile oluşan bu yorgunluk şöyle değerlendirilmektedir. Evet, bu mevsim inşallah bahar mevsiminin tüm güzelliklerini hep birlikte yaşayacağız. Bu güzelliklere kuş sesleri ve çiçek kokuları da eşlik ettiğinde bizleri ayrı dünyalara sürükleyeceği bir gerçektir. Ancak, tüm bu güzellikleri hissedebilmemiz ise, sağlıklı, huzurlu ve mutlu olmamıza bağlıdır.

Ancak biliyoruz ki, önemli sayıda insanımız, bahar ayının gelmesiyle birlikte büyük bir halsizlik ve isteksizlik tablosu sergilemektedirler. Kış ayı boyunca kendine dikkat etmeyen, zararlı alışkanlıklardan bir türlü uzak durmayan, uyku düzenine özen göstermeyen, dengeli beslenmeyen kişiler, değil tüm bu güzellikleri görebilmek, aksine bahar mevsimi onlar için adeta kâbus olmaktadır. Bahar ayının gelmesiyle birlikte havadaki elektrik yükünün artması ile birlikte negatif iyonlar bu duruma hazırlıksız o kişilerin omuzuna adeta bir yük gibi binmektedir. Bu kişiler kendilerinden ziyade Bahar mevsimini suçlayarak Bahar mevsimi geldi, adeta “Adım atacak halim kalmadı” diyebilmektedirler. Çünkü kış aylarında alkol, sigara gibi bağımlılıkları olan kişilerde beslenme kalitesi düşmüş, uyku düzeni bozulmuştur. Yani savunma sistemleri zayıflamış, tabiri caiz ise sıfırı tüketmiş durumdadırlar. Bu sıkıntıyı yaşayanlar, çiçeklerin rengârenk açmalarının ve cıvıl cıvıl kuş seslerinin farkında bile olamamanın kaybını yaşamaktadırlar. Biliyoruz ki metabolizmamız, yaklaşık 15 derece artan hava sıcaklığı karşısında adaptasyon sağlamak için zaten büyük çaba, enerji sarf etmektedir. Homeostasis  (iç ortamın dengede tutulması) ve Hipotalamus ile ısı dengesi ve su alımı düzenli bir şekilde yürütülmektedir. Diğer bir yönden bahar yorgunluğu incelendiğinde nemin ne derece hayatımızı etkilediği daha net ortaya çıkmaktadır. Bilinen odur ki, nem artışı vücutta 2 yönlü olarak etki etmektedir. Birincisi, burun boğaz ve solunum yollarında ödeme neden olarak akciğere giden oksijen miktarını azaltmakta, buna mukabil vücut ise oksijen azalmasının etkilerini azaltmak için çeşitli bölgelerdeki kan damarlarını büzmekte, bu etki ile mideye giden damarların büzülmesi sonucu gastritler artmakta,  troid dokusuna giden damarın büzülmesi ile troid hormon salgısı azalmaktadır. Tüm damarlarda genel bir oksijenlenme azlığı nedeni ile halsizlik ve yorgunluk artmakta, baş dönmesi ve dengesizlikler sık gözlenmektedir. Akciğer kapasitesi bu bölgedeki ödem nedeni ile daha da azalmaktadır. Bu sonuç nefes darlığı ile hareket ve sıkıntı hissini artırmaktadır. İkincisi ise, ortamdaki nem oranında oluşan artış ayni zamanda terleme fonksiyonunu da bozmaktadır. Bu bozulma hem vücut toksinlerinin atılmasını engellemekte, hem de vücudun nem dengesini bozmaktadır. Bu da kişinin kendini dengesiz ve de yorgun hissetmesine neden olmaktadır. Ancak buna karşın vücut reseptörlerimiz (algaç) en küçük değişimleri algılayabilmekte ve merkezi sinir sistemine, beynimize uyarılar göndermektedir. Vücudumuzun inanılmaz tüm bu savunma işlevlerine karşı, bizlerinde vücudumuzu hor kullanmamak gibi bir borcumuzun olduğunu unutmamamız gerekmektedir. Değil zararlı alışkanlıklarla iç içe yaşamak, aksine bu mevsime uygun sebze ve meyve tüketerek vücudumuzun ihtiyacı olan vitaminleri karşılamak zorundayız. Baharda vücudumuzun daha çok vitamin ve minerale ihtiyacı olduğunu unutmamalıyız. Özellikle de B ve C vitaminleri ile potasyumu önemsememiz gerekmektedir. B ve C vitaminleri sebze ve meyvelerde, potasyum da domates, patates ve kayısıda bol miktarda bulunmaktadır. Günde yiyeceğimiz 1 adet kivi günlük C vitamini ihtiyacını karşılayabilmekte, ayrıca bizlere enerji de vermektedir. Bunun dışında Mg, Zn, Cu gibi mineralleri de mutlaka ihmal etmememiz gerekmektedir. Ayrıca, önemli protein kaynağı olan et, süt ve yumurtayı mönülerimizde bulundurmamız gerekmektedir. Kuru yemiş olarak, ceviz, badem, fındık, kuru kayısı ve kuru üzüm bağışıklık sistemimizi güçlendirecek, vücut direncimizi artıracaktır. Bunun yanında balı da ihmal etmemeliyiz (diyabet hastaları hariç). Mümkün mertebe yağlı yiyeceklerden, abur cubur diye tabir edilen hatta kremalı pasta ve çöreklerden ve stresten uzak durmak bizim lehimizedir. Günde yaklaşık 2.5 litre su tüketerek hem vücudumuzdaki toksinleri atmış, hem de vücudumuzu şifa kaynağından mahrum bırakmamış oluruz. Düzenli bir uyku, spor,  beslenme ve havadaki iyonların pozitif olanları büyük oranda bizleri mutlu kılacaktır. Ancak unutmamalıyız ki, herkesin metabolizması farklı olduğundan uygulayacağımız diyetlerin veya egzersizlerin kulaktan veya komşudan alınmış reçeteler olmamasına dikkat etmeliyiz. Gerektiğin de uzman bir kişiden yardım almamız menfaatimiz icabıdır. Ayrıca besin kaynaklarından yararlanırken, sahtelerinden ve mevsimsel olmayan meyve ve sebzelerden uzak durmak ve içeriklerinin bilincinde olarak tüketmemiz sağlığımız açısından çok önemlidir.

Sağlıklı, enerjik ve mutlu bir bahar mevsimi geçirmeniz dileği ile saygılar sunuyorum.
VEHBİ ALTUNÇUL
İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi
D.H. Araş. Lab. Müdürü