TAKİP EDİNİZ

İÇERİK ARAMA

Parkinson Son Değil Tedavisi Mümkün


Uzm. Dr. Elif Gökçal / Bvu Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı

Görülme sıklığı giderek artan parkinson hastalığının, modernleşmeye bağlı olarak gelişen yalnızlıkla beraber erken teşhisi, hastaların hekime ulaşması ve düzenli takibinin zorlaşması hastalığın tedavisini geciktiren en önemli risk olarak karşımıza çıkıyor.  

İnsan ömrü uzadıkça yaşlılığın getirdiği hastalıklar da daha yaygın hale gelmektedir. Bu hastalıklardan biri olan ve genellikle 55-60 yaşlarından sonra ortaya çıkan parkinson hastalığı, beyni etkileyerek vücudun normal fonksiyonunu zorlaştıran hareket bozukluklarına yol açmaktadır. İnsan ömrünün uzaması ile yakalanma riski giderek artsa da, parkinson hastalığı bir ‘son’ olarak görülmemeli ve birçok tedavi seçeneğinin bulunduğu bilinmelidir.

Parkinson hastalığını tanımlar mısınız?

Parkinson hastalığı, beyinde dopamin denilen maddenin eksikliğine bağlı gelişen,  yavaş ve sinsi bir şekilde ilerleyen nörolojik bir hastalıktır. Bu eksikliğin nedenini beyindeki dopamin açısından zengin hücrelerin, sebebi bilinmeyen bir süreçle zarar görmesi ve görevlerini yerine getirememesi şeklinde açıklayabiliriz.

En fazla kimlerde ve hangi yaş grubunda görülür?

Parkinson hastalığının sıklığı yaşla birlikte artmaktadır. Açıkçası, 40 yaşından önce nadir görülürken, 55-60 yaşlarından sonra toplumda görülme sıklığı yüzde 1-2’lere ulaşmaktadır. Erkeklerde kadınlara oranla biraz daha sık görülmektedir.

Bulguları ve belirtileri nelerdir?

Parkinson hastalarını hekime getiren ilk belirtisi genellikle hasta ya da hasta yakınları tarafından fark edilen elde veya vücudun başka bir kısmındaki titremedir. Bu titreme genellikle tek taraflı başlamakta ve istirahat halindeyken gerçekleşmektedir. Zaman içerisinde titremenin vücudun diğer bölgelerine yayılması, kaslarda sertlik, hareketlerde yavaşlama, yürürken kollarını sallamama, ayakları sürüyerek yürüme, vücudun öne doğru eğilmesi, yüzde donukluk ve kısık sesle konuşma gibi belirtiler eklenir. Ancak parkinson, yalnızca bir hareket bozukluğu hastalığı değildir, vücudun başka sistemlerini de etkilemektedir. Buna bağlı olarak hastaların birçoğunda parkinsonun hareket sistemine ait belirtileri başlamadan önce ya da hastalık seyrinde keyifsizlik, iç sıkıntısı, ya da anksiyete belirtileri, koku almada bozulma, kabızlık, yaygın ağrılar, yorgunluk, aşırı terleme, uyku düzensizliği, gün içerisinde aşırı uyuma ve uykudayken bağırma, yumruk atma, yataktan fırlama gibi davranış bozuklukları görülebilmektedir.

Parkinson, kişinin günlük hayatını nasıl etkiler?

Parkinson hastalığı, yaşam kalitesini oldukça düşürüyor. Fakat yaşam kalitesini en çok bozan belirtiler hastadan hastaya değişmektedir. Bu yüzden hastaların kendilerini en çok rahatsız eden belirtileri hekimle paylaşılabilmesi, hekimlerin tedavi seçeneklerini bu yönde şekillendirmesini sağlayacaktır. Bunun dışında, tüm günü evde geçiren, sosyal çevresi olmayan ve hiç egzersiz yapmayan hastalarda yaşam kalitesinin daha bozuk olduğu gözlenmektedir. Bu nedenle hastaların eve kapanmamalarını, sosyal aktivitelere katılmalarını, yüzme, dans ve yürüyüş gibi fiziksel aktiviteleri düzenli yapmalarını öneriyoruz.

Tedavisi ve yöntemleri nelerdir?

Tedavide kullanılan ilaçlar hastalığı durdurmamakta, ancak belirtileri hafifleterek yaşam kalitesini arttırmaktadır. Hastalar, erken evrelerde ağızdan alınan ilaçlarla uzun yıllar izlenebilmektedir. Ancak hastalık ilerledikçe ağızdan alınan ilaçlarla belirtiler kontrol altına alınamamaktadır. Hastaların gün içinde çok sık olarak iyi ve kötü dönemlerden geçtikleri, iyi dönemlerinde bile vücutta kontrol edilemeyen istemsiz hareketlerin ortaya çıkabildiği görülebilmektedir. Bu aşamadaki hastalarda cilt altına pompa yerleştirilmesi, mideye tüp takılarak ilacın verilmesi veya halk arasında ‘beyin pili’ olarak bilinen derin beyin stimulasyonu ameliyatı alternatif tedavi seçenekleridir.

Parkinsonun teşhisi nasıl yapılıyor?

Teşhis, hasta ve yakınlarından alınan bilgiler ve muayene bulgularına dayanmaktadır. Parkinson hastalarını değerlendiren hekimler, kan tetkiki ve beyin görüntülemesini ise altta yatabilecek diğer hastalıkları ekarte etmek amacıyla kullanmaktadır.

Parkinsonu tetikleyen faktörler nelerdir?

Parkinson hastalığının altında hem kalıtsal hem de çevresel faktörler yatmaktadır. En önemli risk faktörleri ileri yaş ve birinci derece akrabalarda parkinson hastalığının bulunmasıdır. Bunların dışında ciddi kafa travması öyküsü, kırsal alanda yaşama ve tarım ilaçlarına maruz kalınması gibi faktörler de parkinson hastalığı riskini arttırmaktadır. Günümüzdeki teknolojik gelişmeler ve kimyasallara maruz kalınması parkinson hastalığı riskini arttırıyor olabilir. Ancak asıl sorun yaşlı nüfusun giderek arttığı günümüzde yalnızlığın artması parkinson hastalığının tanınmasını geciktirmekte, hastaların hekime ulaşmasını ve düzenli takibini zorlaştırmaktadır.

Parkinson, kişinin hayatını nasıl etkiler?

Hastaların öncelikle parkinsonun ölümcül olmadığını bilmeleri gerekmektedir. Hekimleriyle iletişim halinde olup düzenli takip edilen ve ilaç tedavilerini önerildiği şekilde kullanan hastalar uzun yıllar günlük aktivitelerine olağan şekilde devam edebilmektedir.

Parkinson hastalarına önerileriniz nelerdir?

Hastalar, parkinsonun düzenli takip ve tedavi gerektiren bir hastalık olduğunun bilincinde olmalılar. Hastalığın belirtileri, belirtilerin şiddeti ve ilaçların doz ayarlaması hastadan hastaya ve hastalığın evresine göre değişmektedir. Bu nedenle parkinson hastalarının hekimleriyle iyi iletişim kurmaları, ilaçlarını düzenli kullanmaları ve düzenli kontrollerine gelmeleri hayati önem taşıyor. Ayrıca hastalara dengeli beslenmelerini, mesleklerine devam etmelerini, sosyal aktivitelerini kısıtlamamalarını ve düzenli egzersiz yapmalarını tavsiye ediyoruz.