TAKİP EDİNİZ

İÇERİK ARAMA

Cibali Baba Mı? Cebe Ali Bey Mi?


İbrahim Kapaklıkaya - Yazar-Mütercim

İstanbul’un fethi destanının içinde, her biri çok değerli ve anlamlı birçok küçük öykü yer almakta, destanı oluşturan motiflerin her biri ayrı güzellik içermektedir. Bugünkü Cibali semtine adını veren Cebe Ali Bey’in öyküsü de bunlardan birisidir. Fethin kahramanları arasında yer alan, zaman içinde tuhaf efsanelere de konu olan bu asker/veli zatı tanımak, fethin arka planını anlamayı da kolaylaştıracaktır.

Horasan erlerinden olan Seyyid İbrahim Hazretleri, 1200’lü yıllarda Anadolu’ya Emirce Aşireti reisi olarak gelir ve Osmanlı Beyliği kurulunca İnegöl-Domaniç arasında bir bölgeye yerleşir. Böyle mübarek bir soydan gelen Cebe Ali Bey’in ne zaman doğduğuna dair tam bir kayıt yoktur. Ancak Bursa bölgesinde doğduğu ve yetiştiği, burada hem ilim, askeriye hem de tasavvuf eğitimi aldığı rivayet edilmektedir. Horasan’a, Mısır’a gittiği ve oralarda müderrislik yaptığı, 1440 yılında tekrar Anadolu’ya dönerek, Bursa’ya geldiği anlatılmaktadır.

Tarihi kaynaklara göre 1441 yılında Bursa Subaşı ve daha sonra Sancak Beyi oldu. 12 yaşında tahta çıkan Fatih’in, Varna Savaşı öncesi, babası II. Murad’a gönderdiği meşhur “Eğer padişah sen isen ordunun başına geç, eğer padişah ben isem emrediyorum ordunun başına geç" sözünün yer aldığı mektubu II. Murad’a götüren oydu. Manevi terbiye görmüş, tasavvufta makam kazanmış bir zat olarak, bazı kaynaklara göre İstanbul’un fethi öncesi bu şehre gelmiş ve Hıristiyanlar arasındaki irşad faaliyetleri ile birçoğunun Müslüman olmasına vesile olmuştur. Fetih hazırlıkları yapan Fatih’in Türk boyları ve Türk oymaklarına haber göndererek alperenler ve gönül sultanlarının toplanması üzerine, Bursa’ya dönmüş ve ilk resmi görevini almıştır. Bir başka rivayete göre ise 1444 yılında orduda Cebeci Ocağı’nı kuran odur. Bu tarihte 52 yaşındadır.

İşte efsaneler bundan sonra devreye girmektedir.

Bir rivayete göre Fetih öncesi gelip yerleştiği bugünkü Cibali semtinde Müslüman olmasına vesile olduğu insanların zarar görmemesi için Fetih esnasında, Sultan Fatih’ten bu semtin topa tutulmamasını ister. Fatih de bunu kabul eder. Ancak ordu komutanlarının ısrarı üzerine burası da toplarla dövülmeye başlanınca, Cebe Ali Bey veya tasavvuftaki adıyla Cibali Baba’nın gelen gülleleri elleriyle geri atarak ‘dokunmayın benim gavurcuklarıma’ dediği ve keramet gösterdiği anlatılmaktadır. Asıl maksadı da oradaki gizli Müslümanları korumaktır. Hatta bunun üzerine duruma vakıf olan Akşemseddin Hazretlerini Rabbinin huzura vararak el kaldırdığı; ‘Ya Rab ya benim canımı al, ya da Cibali Baba’nın ki fetih müyesser olsun’ dediği ve bu duanın kabul olmasıyla 28 Mayıs 1453 günü, yani fetihten bir gün önce Cibali Baba’nın hakka yürüdüğü ve böylelikle fethin gerçekleşmesinin mümkün olduğu anlatılmaktadır.

Bir başka rivayete göre ise; 23 Mayıs 1453 tarihinde Fatih’in gemileri Haliç’e indirmesi üzerine, Bizanslılar Türk donanmasını batırmak için harekete geçer. Bir akşam karanlıktan yararlanan Bizanslılar, Venedikli Amiral Jüstinyani’nin gayretleriyle Türk gemilerine doğru hücuma geçerler. O anda Cebe Ali Bey emrindeki yiğitlere şöyle der:

-Küffar donanmamıza yüklenir. Durman derya üzerine bir top çıkaralım!

Ancak bir topun bir gemiye yüklenip hazırlanması en az iki saatlik iştir. Saldırı ise anlık. İşte orda Cebe Ali Bey manevi yönüyle bir keramet gösterir. Kahraman cebecilerin üzerine bir anda bir uyku hali çöker. Gözlerini açtıklarında ise kendilerini toplarıyla birlikte denizin üzerinde bulurlar. Tam Jüstinyani top ateşiyle Türk donanmasını yakıp yok etmeye hazırlanırken, cebecilerin isabetli top atışlarıyla Bizanslıları darmadağın eder. Hatta Jüstinyani’nin bindiği kalyon da alevler içinde Haliç’e gömülür. Latin komutan canını zor kurtarır. İşte bu olaydan sonra asker arasında Cibali Baba’nın mübarekliğine inanılır. Çünkü birlikte olan kahramanlar yaşadıklarını her yerde anlatmaktadır. Fatih Sultan Mehmed bu olayı haber alınca Cibali Baba’yı çağırır ve takdir eder. Akşemseddin Hazretleri ise Sultana;

-Padişahım der, Allah’ın sevgili kulu çoktur. Cenab-ı Hakk’ın kudretine de sınır yoktur. Hamd-ü sena ediniz!

Resmi kayıtlara göre; kuşatmada Haliç surları bölgesinde görevlendirildiği ve emrindeki Cebeci Ocağı ile Potta Putta kapısını kırdırarak, içeri girmeye muvaffak olduğu ve bu bölgeye o nedenle önce Cebe Ali Bey ismi verildiği sonra bu ismin Cibali olarak değişime uğradığı anlaşılmaktadır.

Komutan olarak birliği ile fetih esnasında ordunun ve sivil halkın günlük yiyecek ve içeceğini sağladığı, silah ve mühimmat ihtiyacının karşılanması, taşınması ve muhafazası görevini de onun yürüttüğü bildirilmektedir.

Savaştan sonra ise; İstanbul’a yerleştirilen Müslümanların ve verilen mülklerin ve vakıf mallarının kaydını tutması için bizzat Sultan tarafından görevlendirilir. Ancak Bursa Beyliği görevi halen üzerinde bulunduğundan bu işin yeğeni Dursun Bey tarafından yürütülmesini ister. İşte bu Dursun Bey meşhur Tarih-i Ebu’l Feth’ adlı Osmanlı tarihinin yazarıdır.

Cibâli Sultan hakkında, Evliya Çelebi Seyahatnamesi Cilt:l, sayfa: 98'de şunlar yer almaktadır:

“Cebe Ali Hazretleri, Cibâli kapısından kuşattığı için (Cebe Ali) den yanlış olarak Cibâli Kapısı dediler. Mısır'da Sultan Kalavun'un şeyhi idi. İstanbul fethinde bulunmak için Bursa'ya gelip Zeynüddin Hâfi tarikinde seccade sahibi olup at çulundan bir cübbe giydiği için Cübbe Ali derler. Sonra İstanbul'un fethinde bulunduğu vakit ekmekçi başı olup bütün İslâm askerine ekmek yetiştirirdi. Hiç kimse onun esrârına vâkıf olamadı. Bir fırından nice kere yüz bin Allah'ın kulları, gül pembe gibi has ve beyaz ekmek yerlerdi.

Bu Cebe Ali Hazretleri, Okmeydanı'ndan inen gemilere binmeyip hemen Tersane bahçesi önünde üç yüz Zeynüddin Hâfi fukarası, deniz üzerine postlarını döşeyip Allah'ın birliğini söylemekle meşgul olup def ve kudümler çalarak ve Hâfi sancaklarını açarak günün ortasında deniz üzerinden piyade ve posta binmiş olarak geçtiğini kaleden yerleri cehennem olası kâfirler görünce korkudan akılları gidip, Cebe Ali Hazretleri postlarını denizden alıp Cibâli kapısını kuşattılar.

Her ne kadar burada vefat tarihi belirtilmemiş ise de, kabri başındaki mezar taşında aynen şu ibare yazılıdır: "Hüvel hallakül bâki hâzâ kabri Cebe Ali 857" (Bu tarih Miladi 1453 yılına tekabül etmektedir.) 
Kabri başındaki taşta yazılı bu tarih fetihle aynı yılı gösteriyor.

Fetihten ölümüne kadar geçen süre içinde (bu süre maalesef kesin olarak bilinmiyor, ancak pek uzun olmadığı da aşikârdır) Cibâli Sultan Bursa Beyi, Cebeci Ağası ve tarikat Pîri olarak görevlerini devam ettirmiştir.