TAKİP EDİNİZ

İÇERİK ARAMA

Koca Mustafa Paşa Mahallesi


Mahallenin Önemli Tarihi Eserleri, Önemli Cadde ve Sokakları


KOCA MUSTÂPAŞA
 Koca Mustâfa Paşa! Ücrâ ve fakîr Istanbul!
Tâ fetihten beri mü'min, mütevekkil, yoksul,
Hüznü bir zevk edinenler yaşıyorlar burada.
Kaldım onlarla bütün gün bu güzel rü'yâda.
Öyle sinmiş bu vatan semtine milliyyetimiz
Ki biziz hem görülen, hem duyulan, yalnız biz.
Mânevî çerçeve beş yüz senedir hep berrak;
Yaşıyanlar değil Allâh'a gidenlerden uzak.
Bir bahar yağmuru yağmış da açılmış havayı
Hisseden kimse hakîkat sanıyor hulyâyı.
Ahiret öyle yakın seyredilen manzarada,
O kadar komşu ki dünyâya duvar yok arada,
Geçer insan bir adım atsa birinden birine,
Kavuşur karşıda kaybettiği bir sevdiğine.
 
Serviliklerde sükûn, yolda sükûn, evde sükûn.
Bu taraf sanki bu halkıyle ezelden meskûn.
Bir afif âile sessizliği var evlerde;
Örtüyor fakrı asâletle çekilmiş perde.
Kaldırımsız, daracık, iğri sokak, doğru sokak..
Her geçildikçe basılmış ve düzelmiş toprak.
Kuru ekmekle, bayat peyniri lezzetle yiyen,
Çeşmeden her su içerken: "Şükür Allâh'a" diyen
Yaşıyor sâde maîşetlerin en sâfında;
Rûh esen kuytu mezarlıkların etrâfında.
Bu vatandaş biraz ahşapla, biraz kerpiçten
Yapabilmiş bu güzellikleri birkaç hiçten.
Türk'ün âsûde mizâcıyle Bizans'ın kederi
Karışıp mağrifet iklimi edinmiş bu yeri.
 
Şu fetih vak'ası, Yârab! Ne büyük mu'cizedir!
Her tecellîsini nakletmek uzundur birbir;
Bir tecellîsi fakat, rûhu saatlerce sarar:
Koca Mustâpaşa var, câmii var, semti de var.
Elli yıl geçtiği günlerde büyük mu'cizeden,
Hak'dan ilhâm ile bir gün o güzel semte giden,
Rum vezîr, eski manastırda ederken secde,
Kalbi çok dolduran îmân ile gelmiş vecde,
Onu, tek Tanrısının mâbedi etmiş de hayâl,
Vakfedip her neye mâlikse, bütün mâl ü menâl,
Bir fetih câmii yapmak dilemiş İslâm'a.
Sebep olmuş bu eser yâd edilir bir nâma.
 
Dört asırdır inerek câmie nûr üstüne nûr
Yerde bulmuş yaşıyanlar da, ölenler de huzûr.
Ona hâlâ gidilirken geçilir bir yoldan,
Göze çarpar ölüm âyetleri sağdan soldan,
Sarmaşıklar, yazılar, taşlar, ağaçlar karışık;
Hâfız Osman gibi hattatla gömülmüş bir ışık
Bu mezarlıkta siyah toprağı aydınlatıyor;
Belli, kabrinde, O, bir nûra sarılmış yatıyor.
 
Gece, şi'riyle sararken Koca Mustâpaşa'yı
Seyredenler görür Allâh'a yakın dünyâyı.
Yolda tek tük görünenler çekilir evlerine;
Gece sessizliği semtin yayılır her yerine.
Bir ziyâretçi derin zevk alarak manzaradan,
Unutur semtine yollanmayı artık buradan.
 
Gizli bir his bana, hâtif gibi, ihtâr ediyor;
Çok yavaş, yalnız içimden duyulan sesle, diyor:
"Gitme! Kal! Sen bu taraf halkına dost insansın;
Onların meşrebi, iklîmi ve ırkındansın.
Gece, her yerdeki efsunlu sükûnundan iyi,
Avutur gamlıyı, teskîn eder endîşeliyi;
Ne ledünnî gecedir! Tâ ağaran vakte kadar,
Bir mücevher gibi Sünbül Sinan'ın rûhu yanar.
Ne saâdet! Bu taraflarda, her ülfetten uzak,
Vatanın fâtihi cedlerle berâber yaşamak!..."
 
Geç vakit semtime döndüm Koca Mustâpaşa'dan
Kalbim ayrılmadı bir an o güzel rü'yâdan.
Bu muammâyı uzun boylu düşündüm de yine,
Dikkatim hâdisenin vardı derinliklerine;
Bu geniş ülkede, binlerce lâtîf  illerde,
Nice yıl, cedlerimiz kökleşerek bir yerde,
Mânevî varlığının resmini çizmiş havaya.
-Ki bugün karşılaşan benzetiyor rü'yâya.-
 
Kopmuşuz bizler o öz varlık olan manzaradan.
Bahseder gerçi duyanlar bir onulmaz yaradan;
Derler: İnsanda derin bir yaradır köksüzlük;
Budur âlemde hudutsuz ve hazîn öksüzlük.
Sızlatır bâzı saatler dayanılmaz bir acı,
Kökü toprakta kalıp kendi kesilmiş ağacı.
Rûh arar başka tesellî her esen rüzgârda.
 
Ne yazık! Doğmuyoruz şimdi o topraklarda!

YAHYA KEMAL BEYATLI


Kuzeybatı ve kuzeyi, Hacı Kadın ve Koca Mustafa Paşa Caddeleri ve Gümrükçü Sokak, doğu ve güneydoğusu, Etyemez Tekkesi, Kehribar, İç Kalpakçı Sokakları ve Narlıkapı Caddesi, batısı ise İmam Aşır Sokak, İmrahor İlyasbey ve Merhaba Caddeleri’yle çevrili alandır.

I. İmparator Konstan’in surlarının güney-batı ucundan batıya doğru uzanan mahallemiz, Bizans şehir yönetiminin 12.bölgesinde olup II. Theodosius batı kara surlarını inşa edince, tamamıyla sur içinde kalmıştır. Tarihi II.surlardan mahallemize açılan kapıya Bizans döneminde Porta Pulhia, Osmanlı döneminde ise İsa Kapısı(Ese Kapı) denirdi. II. Theodosius surları inşa edilince süreç içinde bu surlar ortadan kalktı. Yalnız Esekapısı’nın parçaları Etyemez Tekkesi’nin bahçesinde bulunmaktadır. Ünlü Mese Yolu’nun(orta) Beyazıt’tan (Filadelfiondan) güneybatıya ayrılıp Altın Kapı’ya (Pota Auera) uzanan ve bu gün hala kullanılan kolu, Kocamustafapaşa Mahallesi’nin ortasından geçerdi. Askeri, ticari ve sosyal amaçlar için kullanılan bu yol üzerinde muhtemelen o zaman çeşitli işlevleri olan yapılar vardı. Ancak bunlar günümüze ulaşamamışlardır. Burası II. Teodosius döneminden sonra özellikle deniz ulaşımı bakımından nispeten şenlenmeye başlamış ve bundan dolayı Narlıkapı Caddesi ile Samatya surlarının muhtelif yerlerinde surdan Marmara Denizi’ne kapılar açılmıştır. Bu bağlamda ünlü Studios Manastırı ile çok eski bir balıkçı köyü olan Samatya yerleşkeleri mahallemizin iki önemli tarihi merkezleridir.

Samatya adı, “kum”, “kumluk” anlamına gelen ve Bizanslılar tarafından konulan bir isimdir. Buna da topografyası sebep olmuştur. Lodos rüzgârları ile hareketlenen deniz Marmara sahilinin bu müstesna yerini kumluğa çevirmiştir. Tarihte çoğu zaman bu sahilden kum çıkarılıp, satıldığı bilinmektedir.

Rivayetlere göre M.Ö. 650’li yıllarda Komutan Byzas, Byzantion’u kurmaya geldiğinde Samatya’da bir balıkçı köyü varmış. Dolayısıyla burası II.Theodosius surlarını içine alındığında da meskûn bir yerdi ve muhtemelen balıkçılıkla geçinen ailelerin yaşadığı bir yerdi. Ancak buranın nüfusu şehrin gelişmesine oranla artmamıştır. Öyle ki fetihten sonra bile Samatya’nın kuzeyinde bulunduğu tahmin edilen Ghastrin Manastırının civarı seyrek aralıklarla ağaçların kapladığı alan olduğu rivayet edilir. Ayrıca burada 5.yüzyılda infaz edilen suçluların gömüldüğü ve adı “Krisis” olan bir de mezarlık vardı. Bizans döneminde bu günkü Samatya geçidinden Marmara Denizi’ne açılan bölgede balıkçı tekneleri bulunurdu. Ayrıca Bizans kültürüne uygun iskele ve meyhaneleri vardı. Eremya Çelebi’ye göre papazlar bu meyhanelerde “mest-i müdam” (şarap sarhoşu) olurlardı. Osmanlı döneminde burada balıkçı tekneleri, kayıklar, derme çatma deniz hamamları, meyhane ve kahvehane bulunurdu. O yıllar çöpler denize döküldüğünden bu koyda karpuz kabuğu gibi mevsimlik çöpler arasında insanlar yüzerdi.

Sultan II. Bayezıt’ın veziri olan Koca Mustafa Paşa yaptırdığı cami ve külliyesiyle semti ihya etmiş ve Onun adına Nahiye-i Cami-i Mustafa Paşa Merhum diye bölgede bir mahalli idari birimi kurulmuştur. Daha sonra Nahiye birimleri kaldırılmış ancak Koca Mustafa Paşa’nın adı semte yaşatılmaya devam edilmiştir.

1546 tarihli İstanbul Vakıfları Tahrir Defterinde Samatya’nın ismi Mahalle-i Bab-ı Samatya (Samatya Kapısı Mahallesi) olarak kaydedilmiştir.

Deniz surlarıyla güneyi çevrilen bölgede önceleri ahşap daha sonraları kâgir bahçeli evler vardı. Buranın fetihten sonra bilinen en eski sakinleri Ermenilerdi. Ermeniler erkek, kadın zanaatkâr kimselerdi. Osmanlı mehterinin ünlü zillerini imal eden bir Ermeni aile idi. O zamanlar bu iş için Sultan II. Osman tarafından Avedis Zilcioğlu görevlendirilmişti. Son kuşak aile bireyleri bu işi Amerika’ya götürmüş ve oradan Turkish Oymbals adıyla marka oluşturmuşlardı. Ermeniler dokumacılık, deri işleme, sarraflık, mimarlık gibi çeşitli zanaat alanlarında çalışmak için Samatya’dan Şehzadebaşı’na veya Kapalı Çarşı’ya giderlerdi.

Samatya’nın batı yakasında ise Narlı Kapı kayalıkları bulunurdu. Burası eski İstanbul’un en önemli plajlarından biri idi. Ayrıca kayığa, küreğe, yelkene meraklı olanların mekânıydı. Burada “Harman kaya” denilen düz kayanın üzerinde halı, kilim, yanında da yazmalar yıkanırdı. Kaya denizin altında da devam ettiğinden sığ bir alan oluşturmuştu. Bu durumda özellikle mavna gibi deniz araçlarının zarar görmesine, hatta taşıdıkları ürünlerin denize dökülmesine neden olurdu. O zamanlar henüz ayakta olan kale duvarları da kadın ve kızlar için seyirlik yerlerdi. Yine buralar farklı mahalle çocuklarının toplandıkları, oyun ve kavga ettikleri buluşma yeriydi.

Mahallemizin güneyi surlardan başka demiryolu ile çevrilidir. Demiryolu 1870’li yıllarda yapıldı. Sarayburnu’ndan demiryolunun geçişinin sıkıntı yaratacağını düşünen demiryolu şirketine dönemin padişahı Sultan Abdülaziz’in “Memleketime demiryolu yapılsın da isterse sırtımdan geçsin” şeklindeki tarihi cevabı ünlüdür. Hatta bu demiryolu inşaatı esnasında çalıştırılan Katolik İtalyanların ibadetlerini yapmaları için o zamana kadar yasak olmasına rağmen bir de “Katolik Meryem Ana Kilisesi” yaptırılmıştır. Kilise Yedikule İstasyon Caddesi üzerindedir.

Samatya eskiden beri doğal bir limandı. Deniz yolu ile gelen ürünler Fatih’in bu bölgesine buradan dağıtılırdı. Dolayısıyla çok önemli olmasa da burası ticari özelliği olan bir merkezdi.

1957-1959 yılları arasında yapılan Sirkeci Florya sahil yolu Samatya’nın bu özelliğini büyük ölçüde kaybettirdi. Otoban ve yeşil alan için yapılan dolgularla deniz, Samatya’dan uzaklaştırıldı. Bizans döneminde bu bölgede inşa edilen kiliselerin varlığı ve anlamı Osmnalı döneminde de (Rum Ortodoks ve Ermeni kimliğinde) devam etti.

Fetihten sonra Bursa Ermenilerinin manevi lideri Episkopos Havagim buraya getirilmiş ve kendisine Rum Ortodoks patriğiyle aynı haklar verilmiştir. Dışarıdan getirilen Ermeniler şehrin altı farklı bölgesinde iskân edildiklerinden “Altı Cemaat” olarak da adlandırıldılar. Bunların da en önemlisi Sulu Manastırdaki cemaat idi.1461’de burada kurulan Ermeni Patrikliği 1641 yılında buradan Kumkapı semtindeki binasına taşınmıştır. Ayrıca Sultan Fatih’ten sonra Sultan III. Murat(1574-1595) döneminde Nahçıvan ve Tebriz’den getirilen Ermeniler Samatya, Yenikapı ve Kumkapı semtlerinde iskân edilmişlerdi. Yine Tokat Sivas’tan getirilen Ermeniler de Sulu Manastır civarında yerleştirildiler.

Marmara Caddesi civarında yoğunlaşan kiliseler ve dolayısıyla Ermeni nüfusunun erkekleri, babadan oğula intikal eden mesleklerini Çarşıkapı, Çuhacıhan gibi yerlerde icra ederken, kadınları da evlerde satış için çeşitli el işleri yaparak ev ekonomisine katkıda bulunurlardı. Bizans döneminde Samatya sahiline yakın yerlerde Rumlar yaşardı. Yaklaşık 5.yüzyılda inşa edilen ve halen faal olan Analipsis Kilisesi onların mabedidir. “Eremya Çelebi’ye göre Samatya’da Rumların altı yedi kiliseleri ve güzel bahçeleri vardı.” Rus hacıların ziyaret ettiği Euthymius Manastırı ve Haz. Musa’nın asasının olduğu söylenen Theotokos Meryem Kilisesi gibi önemli Hristiyan mabedleri buradadır.

Eskiden Marmara Caddesi üzerinde kurulan tarihi cumartesi pazarı son dönem eski yerin daha kuzeyine taşınmış durumdadır.

Koca Mustafa Paşa ve Samatya’nın nüfusu Cumhuriyet döneminde de değişmeye devam etmiştir. Yozgat’tan Kayseri’den Ermeniler Samatya’ya yerleşirken güneydoğudan, doğudan ve Karadeniz’den de pek çok vatandaşımız gelip Koca Mustafa Paşa’ya yerleşmişlerdir. Ermeniler genelde Kapalı Çarşı’da diğerleri de muhtelif yerlerde iş bulmuşlardır.

HASAN SUVER